Tuesday, December 18, 2018

ALTI TANIKLIK BOYUTU

EVLENMEDEN ÖNCE_D.CÜCELOĞLU
SAYFA 126
Altı tanıklık boyutunun yaşandığı ilişkiler zamanla güçlenir, biri veya birkaçının yaşanmadığı ilişkiler hiçbir zaman gelişemez
1.Sen varsın; umursadığım, dikkate aldığım bir kişisin
2.Seni olduğun gibi kabul ediyorum; sende bir sorun yok, doğalsın.
3.Sen benim için değerlisin, teksin; hiç kimse senin yerini dolduramaz.
4.Sana güveniyorum; senin potansiyeline, kabiliyetine, karakterine, niyetine
5.Sevilmeye layıksın; emek ve zaman vermeye değersin
6.Sen hem bir birey olarak özgür bir insansın hem de vazgeçilmez bir üyesi olarak benim yaşam ekibime aitsin.

Monday, December 17, 2018

FİKİRLERİN TOPLUMDA KABUL GÖRME KRİTERLERİ

BİR TÜRKİYE HAYALİ_S.R.ŞİRİN
SAYFA 127
Malcolm Gladwell'in yapışkanlık kavramına göre bazı fikirler son derece yapışkan, bir defa duymanız yetiyor. Dan ve Chip Heath'a göre, doğru veya yanlış olması gerekmiyor, tutan fikirlerin özellikleri :
1.basit olacak
2.şaşırtacak
3.somut olacak
4.inandırıcı olacak
5.damardan olacak (duygusal tepki)
6.bir hikayesi olacak

KELİME HAZİNELERİ VE GELİR GRUPLARI

BİR TÜRKİYE HAYALİ_S.R.ŞİRİN
SAYFA 118
Billy Hart ve Tadd R.Risley tarafından gerçekleştirilen çalışmaya göre, üst sosyoekonomik seviyeden çocuklarıyla, alt seviyeden gelen çocuklar arasındaki kelime alışverişi farkı 3 yılda 30M'a ulaşıyor. (kelime hazineleri, 38M ve 10M) 

EMPATİ, MAYMUNLARDA

BİR TÜRKİYE HAYALİ_S.R.ŞİRİN
SAYFA  55
Science'da yayınlanan bir deneyde iki fareyi yanyana yerleştiriyorlar. Biri hücre hapsinde. Hücre hapsinde başka fareyi gören fare huzursuzlanıyor, sonra da hiçbir ödül ceza olmaksızın yardım etmeye, kapısını açmaya çalışıyor.

MUTLULUK KİMYASALLARI

MUTLU BEYİN_L.G.BREUNING
SAYFA 17
Mutluluk hissi dört kimyasaldan gelir:
1.Dopamin : aradığınızı bulduğunuzdaki keşfetme hissi. İhtiyacınız olan şey çaba gerektiriyorsa ona ulaşmayı teşvik eder. Ödül arar.
2.Endorfin : acıyı örten coşku. Fiziksel acıyı görmezden gelir. Örn, koşu sonrası mutluluk gibi.
3.Oksitosin : sosyal bağların konforu, başkalarıyla güvende olma duygusu.
4.Serotonin : sosyal önem, gurur, saygı görme

Sunday, June 10, 2018

OLUMLU OLUMSUZ MESAJ

ÖLMEDEN ÖNCE KEŞFETMENİZ GEREKEN 5 SIR_J.IZZO
SAYFA 91
Evde olumsuz mesajın olumlu mesaja oranı 14:1. Uzun süren mutlu evliliklerde bu oran 7:1

Saturday, April 28, 2018

KISA SÜRELİ HAFIZA KAPASİTESİ

APTAL BEYİN_D.BURNETT
SAYFA ...
Kısa süreli bellekte eskiden yedi unsur tutulduğu düşünülürdü ancak kapasitesinin dört unsur olduğu anlaşıldı.

Saturday, March 10, 2018

TRANSKRANİYAL UYARICI DENEYİ

HOMO DEUS_Y.N.HARARI
SAYFA 300
Ohio hava kuvvetleri üssünde bulunan Hıman Effectiveness Directorate tarafından yapılan deneyde Transkraniyal uyarımlarla bilişsel yetilerin gelişebileceği ortaya kondu. Bir örnekte, savaş simülatöründe panik yapan bir asker, başlığı taktıktan sonra sakince tüm simülatördeki düşmanları öldürür. Brynin kendinden şüphe etmemesi ve geri kalan herşeyin susması, ruhani sayılabilecek bir deneyimdi ve başarıyı getirmişti.

Saturday, February 10, 2018

PSİKOPATİ VE SUÇ

NATIONAL GEOGRAPHIC TÜRKİYE
OCAK 2018
New Mexico Üniversitesinde yapılan Psikopati ölçümlerine göre, empati, suçluluk, pişmanlık gibi alanlarda aciz olmakla beraber o duyguları taklit eden psikopatlar ABD ve Kanada hapishanesinde %20. Normal nüfusta ise %0.67.

Sunday, January 14, 2018

SİLAHLI SALDIRI SUÇLARI VE HAYVANLARA İŞKENCE

PSYCHOLOGIES TÜRKİYE
OCAK 2018
2013 yılında Grenoble Üniversitesinden yayınlanan makalede, silahlı saldırı gerçekleştirenlerin %45'inin daha önce hayvan öldürdüğü ve %46'sının çocukluğunda hayvanlara işkence yaptığı belirtiliyor.

Sunday, June 18, 2017

GÜLME SIKLIĞI

SEN ÖLÜNCE KİM AĞLAR_R.SHARMA
SAYFA 73
Dört yaşındaki bir çocuk günde üçyüz kere gülerken, sıradan bir yetişkin onbeş kere gülüyor.

Sunday, May 28, 2017

EŞCİNSELLİK

HEPSİ GERÇEK_J.LLOYD-J.MITCHINSON-J.HARKIN
SAYFA 162
Amerikan Psikiyatri Derneği 1973'e kadar eşcinselliği akıl hastalığı olarak değerlendiriyordu.

Saturday, May 20, 2017

KADINLARIN KENDİNİ GÜZEL BULMASI

HEPSİ GERÇEK_J.LLOYD-J.MITCHINSON-J.HARKIN
SAYFA 94
Kadınların sadece %2'si kendini güzel bulur.

Sunday, May 14, 2017

YAŞ VE BAŞARI

NATIONAL GEOGRAPHIC TÜRKİYE
MAYIS 2017 SAYFA 41
Psikolog Harvey Leham, 1953 yılında yaş ve başarı üzerine yapılan en büyük araştırmanın sonuçlarını yayınladı. Grafiklerde dahiyane bir eser üretme olasılığının en yüksek olduğu yıllar yüzde olarak görülüyor.

Sunday, May 7, 2017

TOPLULUK BASKISI VE ASCH DENEYİ

HATASIZ DÜŞÜNME SANATI
SAYFA 10
Solomon Asch deneyi, ilk kez 1950'de yapılmıştır. Deneğe farklı boyda çizgiler gösterilir, referans çizgiden kısa mı uzun mu olduğu sorulur. Odaya alınan yedi kişi bariz olan yanlış cevabı verir, denek de %30 öncekilerin yanlışını tekrarlar.

Sunday, April 16, 2017

EŞLE TEKRAR EVLENİRMİYDİNİZ

AŞKIN HALLERİ_A.HASANOĞLU
SAYFA 82
Evlendikten beş yıl sonra, eşlere memnuniyetleri ve tekrar evlenip evlenmeyecekleri sorulduğunda, erkeklerin büyük kısmı tekrar evlenebileceğini, kadınların yarıdan fazlası tekrar evlenmeyeceğini belirtiyor.

DUYGUSAL YAKINLIK DENEYİ

AŞKIN HALLERİ_A.HASANOĞLU
SAYFA 74
Seviliyor olma duygusu, beslenmeden bile önemlidir. Yavru Rhesus maymunlarına yapılan deneyde, bir gruba kendilerini besleyen ama sevgi göstermeyen bakıcı, diğer gruba kucağına alan, seven ama yiyecek vermeyen bakıcı verildiğinde, kendilerini seven bakıcıyı seçtikleri görüldü.

DUYGUSAL YAKINLIK

AŞKIN HALLERİ_A.HASANOĞLU
SAYFA 74
Duygusal yakınlık, aşk ilişkilerinin en önemli bileşenidir. Duygusal yakınlık, günlük yaşamın getirdiği tehdit ve tehlikelerden korunmak için emniyet ve güven duygusudur. 

BABANIN ROLÜ

AŞKIN HALLERİ_A.HASANOĞLU
SAYFA 41
Babaların iki yaşına kadar çocuklarla kurdukları oyun ilişkisi, 10 yaşında olumsuz duygularla nasıl başa çıkacaklarını, 16 yaşında bağlanmayla ilgili konularda geliştirdikleri algıyı belirliyor.

İLK GÖRÜŞTE AŞK

AŞKIN HALLERİ_A.HASANOĞLU
SAYFA 55
Yapılan araştırmalara göre, ilk bakışta aşık olduğunu söyleyen çiftlerin çoğunlukla yanılmadıklarını ve aşık oldukları kişiyle uzun süreli bir ilişki yaşabildikleri gösterilmiştir,

Saturday, April 8, 2017

KADININ SEVGİ DİLİ

KADINCA_M.KEÇE-C.KEÇE
SAYFA 34
Kadınların sevgi dilleri, nitelikli beraberlik, fiziksel temas, şefkat, anlayış, armağan alma ve saygı görmedir. Konuşurken göz teması çok önemlidir, fiziksel temas olmadan da sevildiklerini hissetmezler.

KADIN ERKEK FARKLARI

KADINCA_M.KEÇE-C.KEÇE
SAYFA 15
Kadınlar günde 24000 sözcük, erkekler 12000 (bazı kaynaklarda 7000) sözcük kullanır. Kadınların en temel ihtiyacı, dinlenilmek ve anlaşılmaktor. Kadında sevgi ve değer önemlidir, erkek ise takdir ve onay peşindedir. Kadınlar için konuşmak ve dertleşmek duygusal ihtiyaçken, erkek için bu bilgi alışverişidir, karar verene kadar sadece düşünür.


Sunday, November 13, 2016

BOTOKS ETKİSİ

BEYİN_D.EAGLEMAN
SAYFA 171
2011'de Botokslu ve botokssuz iki gruba belirli yüz ifadelerini gösteren fotoğraflar gösterildi ve dört sözcükten hangisinin yüzdeki duyguyu en iyi ifade ettiği soruldu. Botokslu grup daha başarısız olmuştu. Bir varsayıma göre yüz kaslarından gelmesi gereken geribildirim istekliği, başka insanları okuma becerisini de olumsuz etkilemişti.

Saturday, May 21, 2016

DÜŞÜNCE SAYISI

TAKINTILARLA BAŞA ÇIKMA_C.PURDON-D.A.CLARK
SAYFA 86
Herhangi bir insan uyanık olduğu süresinde günde 4000 düşünceye sahip olur.

Tuesday, May 17, 2016

YAYGIN KORKULAR

İKİNCİ CAHİLLİKLER KİTABI_J.LLYOD-J.MITCHINSON

SAYFA 74
Akrofobi(yükseklik) en yaygın ikinci korkudur. Birincisi ise topluluk karşısında konuşma korkusudur.

Sunday, April 3, 2016

GRİ MADDE VE MUTLULUK

POPULAR SCIENCE
MART 2016 SAYFA 14
Kyoto Üniversitesi keşfine göre, MRI ile beyin görüntülemesinde gri maddesi yüksek olanların, mutluluk indeksleri de daha yüksekti.

Sunday, August 30, 2015

AŞKTA BENZERLİK

NEDEN AŞIK OLUYORUZ_L.VINCENT
SAYFA 10
Çiftler birbirlerine fiziksel ve ruhsal olarak benzerler. Hatta, ensest tabudur ama yıllarca birbirinden ayrı kalmış evlat edilmiş kardeşlerin %50'sinde çok güçlü cinsel çekim olur. 

Monday, April 6, 2015

AKUT DAĞ HASTALIĞI VE DİNLER

BEYNİNİZE HOŞ GELDİNİZ_S.AAMODT-S.WANG
SAYFA 275
Akut dağ hastalığı, 2500m yüksekliklerde görülen ve oksijenin azalmasından kaynaklanan bir hastalıktır. Bazı dağcılar, kendilerinden başka hiçkimsenin görmediği arkadaşlar görürler, insanlardan ışık çıktığını, aniden korku gibi tecrübeler yaşadıklarını belirtirler. 

Üç tanrılı dinde de Hz.Musa Sina dağında yanmakta olan çelıdan gelen sesle karşılaşır, Hz.İsa müritleri, Hermon dağında başkalaşıma tanık olurlar, Hz.Muhammed Hira Dağında melek tarafından ziyaret edilir.

Sunday, April 5, 2015

KARAR VERME SÜRESİ

BEYNİNİZE HOŞ GELDİNİZ_S.AAMODT-S.WANG
SAYFA 259
Californiya'da yapılan deneyde, kendi seçecekleri zamanda parmaklarını masaya vurmaları istenen denekler ve karar verme anlarını saati durdurarak kaydetmeleri istenenden aslında beyinleri ,35salise önce aktif hale gelmektedir.

BİLİŞSEL CİNSİYET FARKLILIKLARI

BEYNİNİZE HOŞ GELDİNİZ_S.AAMODT-S.WANG
SAYFA 242
Ruh hali bozukluklarında, kadınlar erkeklerden iki kat fazladır. Kadınlar, yer bulmada yerel referanslardan faydalanırken, erkekler zihinsel mekan haritası kullanırlar. Zihinde döndürme işleminde de erkekler, %80 daha başarılıdır. Kadınlar, nesnelerin mekansal konumlarını anımsamakta erkeklerden daha iyidir. Erkekler saldırganlığa daha yatkındır.

EŞCİNSELLİK VE DOĞUM SIRASI

BEYNİNİZE HOŞ GELDİNİZ_S.AAMODT-S.WANG
SAYFA 201
Doğan her erkek çocuk, daha sonra olacak erkek çocuğun eşcinsellik ihtimalini %33 artırır. Eşcinsel erkekler, ekreklerin %2.5'udur. Bir ağabeyi olanların eşcinsel ihtimali %3.3, iki ağabeyi olanın %4.2'dir. Bunun sebebi bilinmiyor. Bu konuda en kuvvetli tahmin, erkek fatusu taşıyan kadınların bağışıklık sisteminin önceki erkek bebek tarafından üretilen faktöre karşı antikor salgıladığı ve sonraki bebkte bu faktörü bastırdığı. 

SEKS, AŞK VE EŞ BAĞI OLUŞTURMA

BEYNİNİZE HOŞ GELDİNİZ_S.AAMODT-S.WANG
SAYFA 194
Oksidosin : vajina/rahim ağzı uyarıldığında salgılanır. Anne-çocuk ilişkisi açısından önemlidir. Eş seçiminde kadınlarda erkeklerden daha önemlidir.
Arginin vazopresin (AVP) : saldırganlık, kur yapma gibi bir dizi erkek davranışı açısından önemlidir. Erkeklerde temel eşbağı hormonudur.
Oksitosin, sosyal iletişimde güven duygusunu artırır. Yapılan deneyde, oksidosin verilen grup, parayı emanetçiye teslim, güven konusunda 2 kat istekli olmuştur.

KAYGININ KALITIM İLGİSİ

BEYNİNİZE HOŞ GELDİNİZ_S.AAMODT-S.WANG
SAYFA 191
Tek yumurta ikizleri ile olan çalışmalara göre, insanların kaygıyla ilgili özelliklerinin yaklaşık yarısı kalıtımsaldır. Kaygı, serotonin gerialımından sorumlu bir proteinin gereğinden az oluşuyla ilgili olduğunu düşündüren genetik kanıtlar vardır. Prozac, bu proteini engeleyerek tedavi edilmektedir.

MUTLULUK NEDENLERİ

BEYNİNİZE HOŞ GELDİNİZ_S.AAMODT-S.WANG
SAYFA 181
İnsanların mutluluk seviyeleri uzun sürede genelde sabittir. 17 yıl boyunca Almanlarla yapılan bir araştırmada, %24'ünde belirgin değişiklik gösterdiği, %9'unun ciddi değiştiğini ortaya koydu. ABD'de yapılan araştırmada da evlilik, sağlık, gelir gibi faktörlerin %20, genetik faktörlerin %50 mutluluğu etkilediği ortaya kondu. Mutlulukta, sıkça önemsiz ama olumlu olayların toplam etkisi, arada bir meydana gelen önemli olumlu olaylardan daha fazladır.

ERGEN BEYNİ

BEYNİNİZE HOŞ GELDİNİZ_S.AAMODT-S.WANG
SAYFA 126
Beyin, yetişkinlik döneminin %90'ına altı yaşında erişiyor olsa da, ergenlik yaşındakiler tümüyse işlevsel prefrontal korteks bağlantısını tamamlamamış oluyorlar.

BEBEKLERDE YABANCI DİL ALGISI

BEYNİNİZE HOŞ GELDİNİZ_S.AAMODT-S.WANG
SAYFA 93
Bebekler, bütün farklı dillerin kendine özgü seslerini ayırt edebilirler. Onsekiz aydan sonra, kendi dilleri harici sesleri tanıma yeteneğini kaybetmeye başlarlar.

BEYİN AĞIRLIĞI VE ENERJİ

BEYNİNİZE HOŞ GELDİNİZ_S.AAMODT-S.WANG
SAYFA 46
Beyin, beden ağırlığının %3'ü, kullandığı enerji, toplamın 1/6'sıdır.

Tuesday, February 10, 2015

ÇABA VE BAŞARI İLİŞKİSİ, TIMSS ANKETİ

ÇİZGİNİN DIŞINDAKİLER_M.GLADWELL
SAYFA 161
Uluslararası bir eğitimci grubu dört yılda bir tüm dünyadan ilkokul ve ortaokul öğrencilerine kapsamlı bir matematik ve fen sınavı uyguluyor: TIMSS sınavı. Öğrenciler bu sınavın başına oturduklarında, bir de anket doldurmak zorundalar; anne babalarının eğitim düzeyi, matematiğe ilişkin görüşleri, arkadaşlarının özellikleri gibi. Yaklaşık 120 soru. Hatta birçok öğrencinin 10 ya da 20 soruyu boş bırakmasına yol açacak kadar uzun ve yorucu; dikkat ve çaba gerektiriyor.

İşin ilginç yanı, anketteki her bir soruyu yanıtlamaya odaklanmakta istekli olan ülkeler, öğrencileri matematik problemlerini çözmekte en usta olan ülkelerle aynı. Sadece hangi ulusal kültürlerin çabaya ve çalışkanlığa en çok önem verdiğine bakarak matematikte de hangi ülkelerin en iyi olabileceğini görebiliriz. Listenin tepesinde, Singapur, Güney Kore, Çin (Tayvan), Hong Kong ve Japonya. Bu beş ülkenin ortak yönü, hiç kuşkusuz, hepsinin de sulu pirinç tarımı ve anlamlı iş geleneğiyle biçimlenmiş kültürler olmaları. Binlerce yıldır, beş parasız köylülerin, çeltik tarlalarında yılda üç bin saat köleler gibi çalıştığı ve birbirlerine “Yılda 360 gün yataktan güneş doğmadan önce kalkabilen hiç kimse ailesini zengin etmekte başarısız olmaz” gibi şeyler söylediği türde yerler bunlar.

Monday, February 9, 2015

ASYALILARIN BAŞARISINDA KÜLTÜRÜN ETKİSİ

ÇİZGİNİN DIŞINDAKİLER_M.GLADWELL
SAYFA 153
Pirinç tarlasında çalışmak aynı büyüklükteki bir mısır ya da buğday tarlasında çalışmaktan 10 ila 20 kat daha fazla emek gerektirir. Kimi tahminlere göre, Asya’da sulu pirinç tarımı yapan bir çiftçinin iş yükü yılda üç bin saattir. Pirinç üretiminde çaba ile ödül arasında belirgin bir ilişki vardır. Pirinç tarlasında ne kadar çok çalışırsanız, o kadar çok ürün alırsınız. İkincisi, karmaşık bir iştir. En önemlisiyse, bu iş otonomi içerir. Avrupalı köylüler zorunlu olarak aristokrat toprak sahiplerinin düşük ücretli köleleri olarak çalıştı, kendi yazgıları üzerinde çok az kontrole sahipti. Oysa Çin ve Japonya hiçbir zaman bu tür baskıcı bir feodal sistem geliştirmedi, çünkü bir pirinç ekonomisinde feodalizm kesinlikle işlemez. Pirinç yetiştirmek, çiftçilerin her sabah tarlalara gitmeye itildiği ve zorlandığı bir sistem için fazla karmaşık ve inceliklidir.

Batı’da hangi üniversite kampüsüne giderseniz gidin, Asyalı öğrenciler, diğer herkes çıktıktan uzun saatler sonra bile kütüphanede kalmakla ünlüdür.

UZMANLIK İÇİN GEREKEN PRATİK

ÇİZGİNİN DIŞINDAKİLER_M.GLADWELL
SAYFA 32
"Herhangi bir şeyde, dünya klasmanında bir uzman olmayı sağlayacak ustalık düzeyine ulaşmak için 10 bin saat pratik gerektiğine işaret ediyor” diyor nörolog Daniel Levitin. “Besteciler, basketbol oyuncuları, kurmaca yazarları, buz patencileri, konser piyanistleri, satranç oyuncuları ve diğerleri üzerine ardı ardına yapılan çalışmalarda bu sayı tekrar tekrar ortaya çıkıyor. Gerçek anlamda dünya klasmanında uzmanlığın daha kısa zamanda yakalandığı bir vaka ile karşılaşmadı. Görünen o ki gerçek uzmanlığa ulaşmak için beynin bilmesi gerekenlerle kaynaşması bu kadar zaman alıyor.”

Saturday, February 7, 2015

ASİMETRİK YAŞ

ÇİZGİNİN DIŞINDAKİLER_M.GLADWELL
SAYFA 21
Çocuğu yılın sonunda doğmuş olan anne babalar çoğunlukla onu anaokuluna geç göndermeyi düşünüyor: Beş yaşında bir çocuğun kendisinden aylar önce doğmuş bir çocukla uyum içinde olması kolay değil. Ancak, anne babaların büyük bölümü küçük bir çocuğun anaokulunda yaşadığı dezavantajların zaman içinde uçup gideceğini düşünüyor olabilir. Ancak öyle olmuyor. Durum tıpkı hokeyde olduğu gibi. Yılın başlarında doğmuş bir çocuğun sonlarında doğmuş bir çocuğun karşısında başlangıçta sahip olduğu küçük avantaj devam ediyor.

İki ekonomist –Kelly Bedard ve Elizabeth Dhuey– Uluslararası Matematik ve Bilim Çalışmaları Trendleri (Trends in International Mathematics and Science Study–TIMSS, dünyada birçok ülkede çocuklara dört yılda bir uygulanan matematik ve fen testleri) olarak adlandırılan testlerin sonuçlarıyla çocukların doğdukları aylar arasındaki ilişkiyi incelediler. Dördüncü sınıf öğrencileri arasında, yaşça en büyük çocukların aldığı sonuçların en küçüklere göre 100 üzerinden 4 ila 12 puan daha iyi olduğunu gördüler. Dhuey’in açıkladığı gibi, bu “çok büyük bir etki.” Bu durum şu anlama geliyor; zihinsel açıdan eşdeğer, ancak doğum günleri sınır olarak kabul edilen tarihin iki ayrı ucunda kalan iki dördüncü sınıf öğrencisi söz konusu olduğunda, yaşça büyük olan öğrenci 100 üzerinden 80 alırken küçük olan 68 alabilecektir. Bu üstün zekalılar için hazırlanan programa hak kazanmakla kazanmamak arasındaki farktır.

“Tıpkı sporda olduğu gibi” diyor Dhuey. “Yetenek sınıflandırmasını küçük yaşta yapıyoruz. İleri okuma gruplarımız ve ileri matematik gruplarımız var. Çocukları erken yaşta, anaokulunda ve birinci sınıfta değerlendirdiğimizde, öğretmenler yetenekle yaşı karıştırıyor. Ve yaşça daha büyük olan çocukları, daha iyi eğitim aldıkları ileri seviyeye yerleştiriyorlar; ertesi yıl yine aynı şey oluyor ve bu kez daha da başarılı oluyorlar. Bunun yaşanmadığını gördüğümüz tek ülke Danimarka. 10 yaşına kadar hiçbir yetenek sınıflandırmasına gitmedikleri bir ulusal politikaları var.”

Dhuey ve Bedard aynı analizi tekrar yaptılar; ancak bu kez sadece üniversiteye baktılar. ABD’de üniversitelerde sınıflarında yaşça en küçük gruba dahil olan öğrenciler ortalamanın yaklaşık yüzde 11,6 altında kalıyor. Başlangıçtaki o fark zamanla yok olmuyor. Varlığını koruyor.

ASİMETRİK YAŞ DAĞILIMI ETKİSİ

ÇİZGİNİN DIŞINDAKİLER_M.GLADWELL
SAYFA 21
Kanada hokey takımlarına bakıldığında şaşırtıcı şekilde yılın ilk aylarında doğanların çok daha başarılı olduğu gözlendi. Bunun açıklaması Kanada’da hokey yaş sınıfları için seçilebilirlik sınırı 1 Ocak. Ergenlik öncesi dönemde, 12 aylık bir boşluk, fiziksel gelişim açısından çok büyük bir farkı temsil ediyor. Bu şekilde karma takıma seçilen çocuklar, daha iyi antrenörlük desteği alır, takım arkadaşları daha iyidir, ve normalde yapabileceğinin iki katı, hatta üç katı pratik yapar. Başlangıçta avantajı, bu sporda doğuştan daha iyi olması değildir, sadece yaşça biraz daha büyük olmasıdır. Ancak 13, 14 yaşına geldiğinde daha iyi antrenörlük desteğinin ve bütün bu ekstra pratiğin avantajıyla, gerçekten daha iyi durumda olduğu için Major Junior A ligine, oradan da büyük liglere ulaşma şansı çok daha yüksektir.

Bu tür asimetrik yaş dağılımlarının üç şeyin olması durumunda ortaya çıktığını ileri sürüyor: Seçme, yönlendirme ve farklılaştırma deneyimi. Kimin iyi olup kimin iyi olmadığına erken bir yaşta karar verirseniz, “yetenekli” olanı “yeteneksiz” olandan ayırırsanız ve “yetenekli” olana üstün bir deneyim sağlarsanız, seçilebilirlik sınırına en yakın tarihte doğmuş olan küçük bir gruba çok büyük bir avantaj sağlamış olursunuz.

Friday, January 23, 2015

USTALIK YOLUNDA YAPILMASI GEREKENLER

DRIVE_D.H.PINK
SAYFA 129
Florida Eyalet Üniversitesi psikoloji profesörü Ericsson'a göre ustalığın anahtarlarından biri "istemli pratik" yani "belli bir alanda performansı artırmak için ömür boyu çaba harcamak"tır. Şu adımları on yıl boyunca tekrarlamaya devam ederseniz sonunda usta olabilirsiniz:
1.İstemli pratiğin tek amacı performansı artırmaktır. Ericsson, "Yıllar boyunca her hafta bir kere tenis oynayan kişiler her seferinde aynı şeyleri yaparlarsa bir adım yol alamazlar" diyor. "İstemli pratik, performansınızı değiştirmekle, yeni hedefler belirlemekle ve her seferinde biraz daha yükseğe çıkabilmekle ilgili bir şeydir" diye de ekliyor.
2.Bir daha, bir daha, bir daha... Tekrar yapmak önemlidir. Basketbol yıldızları her antrenmandan sonra on serbest atış yapmazlar; beş yüz atış yaparlar.
3.Daimi ve ciddi geribildirim arayın. Neyi nasıl yaptığınızı bilmiyorsanız, hangi özelliklerinizi geliştirmeniz gerektiğini asla öğrenemezsiniz
4.Acımasızca hangi noktada yardıma ihtiyacınız olduğu konusuna yoğunlaşın. Ericsson, çoğumuzun iyi olduğu konularda çalıştığını, yükselenlerin ise zayıflıkları üstünde çalışanlar olduğunu söylüyor.
5.Fiziksel ve ruhsal yorgunluğa hazırlıklı olun. Çok az sayıda insanın bu işe kalkışmasının sebebi ve başarıya ulaşmanın yolu budur.

Thursday, January 22, 2015

AKIŞ İÇİNDE OLMAK

DRIVE_D.H.PINK
SAYFA 95
Csikszentmihalyi'nin akış tanımına göre, İnsanların hayatındaki en üst düzey, en tatmin edici deneyimler, insanların akış halinde oldukları anlarda yaşanıyordu. Akışta hedefler nettir. Dağın zirvesine çıkmanız, topu filenin üzerinden karşıya geçirmeniz veya kili doğru şekilde kalıba koyup pişirmeniz gerekir. Geribildirim çok hızlıdır. Dağın zirvesi ya yaklaşır ya da uzaklaşır. Top ya karşı tarafın sahasına ya da dışarı düşer. Yaptığınız çömlek ya pürüzsüz ya da yamuk çıkar fırından.

Bir kişinin yapması gerekenle yapabileceği arasındaki ilişki mükemmeldir. Kişinin mevcut becerilerinin bir-iki kademe üstünde bir çaba gerektirir. Bu da vücudu ve zihni öyle bir zorlar ki çabanın kendisi en lezzetli ödül haline gelir. Bu denge, diğer günlük deneyimleri kolayca gölgede bırakan bir odaklanma ve memnuniyet düzeyi yaratır. Akış içerisinde insanlar o anı öylesine yoğun bir biçimde deneyimler ve kendilerini o denli her şeye hakim hissederler ki zaman, yer ve hatta benlik bilinçleri eriyip yok olur.

Amerikan şirketlerinde çalışan on bir bin endüstriyel bilim adamı ve mühendis ile yapılan bir ankette, verimliliğin en iyi öngörücüsünün entelektüel meydan okumalar ve ustalaşma dürtüsü olduğu ortaya çıktı. Bu içsel arzu ile motive olan bilim adamları, ana motivasyonları para olanlardan ciddi oranda daha fazla patent aldılar.

İŞYERİNDE ÖZERKLİK

DRIVE_D.H.PINK
SAYFA 79
3M'in teknik ekibi, 1940'larda verilen radikal bir kararla, zamanlarının yüzde on beşini kendi istedikleri projelere ayırabilecekti. Girişim, Motivasyon 2.0'ın adetlerine o kadar karşı ve görünüşte o kadar aykırıydı ki şirket içinde "korsanlık politikası" olarak adlandırılacaktı. Art Fry isimli bir bilim adamı, bu yapışkanlı not kağıdı fikrini normal mesaisinde değil, yüzde on beşlik zaman dilimi içinde üretmişti. Bugün Post-it, şirketin en önemli ürünlerinden biri. Vizyon sahibi başkan McKnight'ın inovasyonu 3M'de halen yerli yerinde duruyor.

Normal bir yılda Google'un sunduğu yeniliklerin yarısından fazlası, çalışanların tam bir özerklik ile çalıştıkları bu zaman diliminde yaratılıyor. Google news, Gmail, Google Talk, Google Translate gibi. Google mühendisi Alec Proudfoot, bir televizyon mülakatında şöyle diyordu: "Google'da iyi fikirlerin hemen hepsi yüzde yirmilik zaman diliminde çıkıyor."

Wednesday, January 21, 2015

ÖZERKLİK VE İŞLETME BAŞARISI

DRIVE_D.H.PINK
SAYFA 75
Cornell Üniversitesi'nden bir grup araştırmacı, yarısı çalışanlarına özerklik tanıyan, yarısı da yukarıdan aşağıya bir yapılanmayı benimsemiş üç yüz yirmi şirketi mercek altına aldı. Özerklik tanıyan şirketler, kontrol odaklı şirketlere göre dört kat fazla büyürken, bu şirketlerde personel sirkülasyon oranı da diğerlerinin üçte biri oranındaydı

HARİCİ ÖDÜL KURALLARI

DRIVE_D.H.PINK
SAYFA 56
Temel şart: Her türlü harici ödül beklenmedik olmalı ve kesinlikle işin bitiminden sonra verilmelidir.
1.Kural. Takdir ve pozitif geribildirim, nakit paradan ve somut ödüllerden daha az yıpratıcıdır ve pozitif geribildirim, içsel motivasyon üzerinde güçlendirici bir etki yapabilir
2.Kural. İşe yarayacak bilgi verin. İnsanlar, işlerini nasıl yaptıklarına dair başkalarının düşüncelerini öğrenebilmek için yanıp tutuşuyorlar. Ama bu bilginin davranışlarını manipüle eden üstü kapalı bir çaba olmasını istemiyorlar. Dolayısıyla tasarım ekibinize gidip şöyle demeyin: "Afiş süperdi. Tam istediğim şeyi yapmışsınız." Onun yerine geribildiriminiz daha spesifik noktalara odaklanırsa ("renk kullanımında büyük ustalık"), övgüleriniz belli bir sonucu başarmak yerine çaba ve stratejiye yönelik olursa, etkisi de o denli çok olur.

ÖDÜL VE CEZA SİSTEMİNİN MOTİVASYON ÜZERİNE OLUMSUZ YAN ETKİLERİ

DRIVE_D.H.PINK
SAYFA 50
1. İçsel motivasyonu öldürebilir.
2. Performansı düşürebilir.
3. Yaratıcılığı yok edebilir.
4. İyi davranışları törpüleyebilir.
5. Aldatmayı, kısa yoldan gitmeyi, gayri ahlaki davranışlara yönelmeyi teşvik edebilir.
6. Bağımlılık yaratabilir.
7. Kısa erimli düşünmeye yöneltebilir.

ÖDÜLLER VE BAĞIMLILIK ETKİSİ

DRIVE_D.H.PINK
SAYFA 45
Bazı bilim adamları, şartlı motivasyon unsurlarının ve diğer harici ödüllerin reçeteyle satılan ve potansiyel yan etkileri olan ilaçlara benzediğini düşünür. Bir başka grup bilim adamı ise bunları derin ve tehlikeli bir bağımlılığa yol açan uyuşturucularla eş tutar. Bu gruptaki akademisyenlere göre nakit para ödülleri ve ışıltılı mükafatlar başta büyük bir memnuniyet duygusu yaratır. Ama daha sonra bu duygu söner ve onu canlı tutmak için ödül verilen kişi daha sık aralıklarla daha büyük başka ödüllere gereksinir. Oğlunuza çöpü dışarı çıkarması için para verirseniz onun bir daha bu işi asla para almadan yapmamasını garantilersiniz. Daha da fenası, ilk verdiğiniz para, cazibesini yitirdiğinde istediğinizi yaptırmak için ücreti artırmak zorunda kalırsınız.


İYİ DAVRANIŞLAR VE ÖDÜL ETKİSİ

DRIVE_D.H.PINK
SAYFA 39
iki İsveçli iktisatçı, Gothenburg'daki kan bağışlamakla ilgilenen yüz elli üç kadın buldular. Uzmanlar, ilk gruptaki kadınlara kan bağışının isteğe bağlı olduğunu söylediler. İkinci gruba kan verirlerse her birine elli İsveç kronu (yedi dolar) ödenecekti. Üçüncü gruba Elli kron verilecek ve bu parayı kanser hastası çocuklara destek amaçlı bir derneğe hemen bağışlama imkanı sunulacaktı.

İlk gruptaki kadınların yüzde elli ikisi kanlarını bağışlamaya karar verdi. İkinci grupta, sadece yüzde otuzu kan bağışlamaya karar verdi. Üçüncü gruptaki kadınlar, ilk gruptaki kadınlar gibi tepki verdiler. Bunların yüzde elli üçü kan bağışçısı oldular. Maddi bir teşvik eklenmesi, istenen davranışın daha fazla sayıda görülmesini sağlamamıştı. Tam tersi bir sonuç yaratmıştı. Sebep: Maddi teşvik, fedakarca bir davranışı lekelemiş, iyi bir şeyler yapmaya yönelik içsel isteği baskılamıştı.


YARATICILIK VE ÖDÜL ETKİSİ

DRIVE_D.H.PINK
SAYFA 36
1930'larda psikolog Karl Duncker tarafından geliştirilen mum problemi, Ahşap kaplı bir duvarın yanında duran bir masaya oturuyorsunuz. Deneyci size bir mum, bir kutu kibrit ve raptiye veriyor. Sizin yapmanız gereken, mumu bir şekilde duvara sabitleyerek masaya damlamasını önlemektir. Sorunu nasıl çözebilirsiniz, bir süre düşünün. Çoğu kişi mumu duvara raptiyelemeye çalışır. Ama bu yöntem işe yaramaz. Bazıları bir kibrit çakar, mumun yan tarafını eritir ve duvara yapıştırmaya çalışır. Ama bu yöntem de işe yaramaz. Çözüm, "fonksiyonel sabitlik" eşiğinin aşılmasındadır. Raptiye kutusuna bakınca, kutunun mum için platform olmak gibi başka bir fonksiyonu daha olabileceğinin farkına varırsınız. İnsanları bu türden kavramsal bir sınava sokup hızlı çözümleme karşılığında ödül teklif ederseniz ne olur peki? Princeton Üniversitesi'nde öğretim üyeliği yapan psikolog Sam Glucksberg, İlk gruba, tek amacının bu tür bir bulmacanın normal olarak ne kadar sürede çözüleceğini ölçmek istediğini söyledi. İkinci gruba ise ödül teklif etti. Deneye katılanlar arasında çözüme en hızlı ulaşan ilk yüzde yirmi beşlik gruba girenlere beş dolar vereceğini söyledi. Ödül vaat edilen grup, ortalama olarak üç buçuk dakika uzun sürdü çözmeleri.

Sebep? Ödüller, doğası gereği odağımızı daraltır. Bir çözüme giden açık ve net bir yol varsa bu durum yararlıdır. Daha uzağı görmemize ve daha hızlı hareket etmemize yardımcı olur. Ama koşullu motivasyon unsurları, mum problemi gibi durumlarda felakettir. insanların odağını daraltır, mevcut nesneleri yeni şekillerde kullanmalarını sağlayacak geniş görüş açısını bulanıklaştırır.

YÜKSEL ÖDÜL - YÜKSEK PERFORMANS DENEYİ

DRIVE_D.H.PINK
SAYFA 35
Dört ekonomist Hindistan'un Madurai şehrinde harici motivasyon unsurlarının performans üzerindeki etkilerini gözlemlediler. Onlardan motor becerilerini, yaratıcılıklarını kullanmalarını gerektiren, konsantrasyon isteyen çeşitli oyunlar –mesela tenis toplarını bir hedefe fırlatmak, anagramlar çözmek, uzun sayıları doğru hatırlamak gibi– oynamalarını istediler. Deneklerin üçte birine küçük bir ödül verilecekti: dört rupi; Üçte biri orta düzeyde bir ödül kazanacaktı: kırk rupi; Diğer üçte birlik bölüm ise hayli büyük bir ödülün sahibi olacaktı: dört yüz rupi.

Görüldü ki orta derecede ödül vaat edilen kişiler, küçük ödül vaat edilen kişilerden iyi bir performans sergilemiyor. Dört yüz rupilik süper ödül vaat edilenler mi? En kötüsü de onlar çıktı. Araştırmacılar, Boston Merkez Bankası'na yazdıkları raporda şöyle yazıyordu: "Üç deneyde toplam dokuz göreve odaklı olarak yaptığımız incelemede sekiz görevde, daha yüksek ödüllerin en kötü performansı beraberinde getirdiğini gözlemledik."

İÇSEL MOTİVASYON DENEYİ

DRIVE_D.H.PINK
SAYFA 31
1978'de yapılan araştırmada okul öncesi çağdaki çocukların severek yaptıkları bir aktiviteyi ödüllendirmenin sonuçlarını belirlemeye çalışıldı. Araştırmacılar çocukları üç gruba ayırdı. İlk grup, "ödül teklif edilen çocuklar" grubuydu. Çocuğa ödülü kazanmak için bir resim yapıp yapmayacağını sordular. İkinci grup "ödül teklif edilmeyen çocuklar" grubuydu. Araştırmacılar onlara sadece resim yapmak isteyip istemediklerini sordular. Resimleri bittiğinde onlara "İyi Oyuncu" sertifikası verdiler. Üçüncü grup ise "hiç ödül verilmeyecek olan çocuklar" grubuydu. Araştırmacılar onlara da resim yapmak isteyip istemediklerini sordular ama ne başlangıçta sertifika vaadinde bulundular ne de en sonda bir sertifika verdiler. İki hafta sonra serbest zamanında "Ödül teklif edilmeyen çocuklar" grubundakilerle "hiç ödül verilmeyecek olanlar" grubundakiler aynı coşkuyla, tıpkı deney öncesindeki gibi keyif alarak resim yapmaya koyuldular. Fakat ilk gruptakiler, başta ödül teklif edilen ve resimleri bitince ödüllendirilenler bu sefer ilgisiz kaldılar ve resim yapmak için daha az zaman ayırdılar. Şartlı ödüller –şunu yaparsan bunu alırsın– olumsuz bir etki yaratmıştı. Şartlı ödüller, ceza olarak insanların kendi özerkliklerini bir miktar kaybetmeleri sonucunu getiriyor.

SERVET MAKSİMİZASYONU YANILGISI

DRIVE_D.H.PINK
SAYFA 24
Diyelim ki, 10 lira verildi ve bunu sizinle paylaşmam söylendi. Dilediğim gibi paylaşma hakkım var. Teklifimi kabul ederseniz ikimiz de parayı alırız. Reddederseniz ikimiz de bir şey alamayız. Size altı lira verip dördünü kendime ayırsaydım kabul eder miydiniz? Büyük olasılıkla ederdiniz. Beş lira önerseydim muhtemelen onu da kabul ederdiniz. Ama size iki dolar önerseydim? Kabul eder miydiniz? Dünyanın çeşitli ülkelerindeki insanlarla yapılan bu deneyde insanların büyük bölümü iki dolar ve altındaki önerileri geri çevirdi. Servet maksimizasyonu anlamında bunun hiçbir anlamı yoktur. İki liramı alırsanız iki lira zenginleşirsiniz. Reddederseniz hiçbir şey alamazsınız. Beyninizdeki hesap makinesi ikinin sıfırdan büyük olduğunu bilir. Ama siz bir insan olduğunuz için hakkaniyet arayışınız, intikam alma arzunuz veya sırf kızgınlığınız nedeniyle iki lirayı pekala geri çevirebilirsiniz

MOTİVASYON ANLAYIŞININ TARİHİ GELİŞİMİ

DRIVE_D.H.PINK
SAYFA 16
Eskiden, hepimizin tek amacı hayatta kalmaktı. Yiyecek bulmak için ormanı arıyor, kılıç dişli aslan saldırınca da çalılara kaçıyorduk. Bu güdüler, davranışlarımızda belirleyici olan ana unsurlardı. Bu erken dönem işletim sistemine gelin Motivasyon 1.0 diyelim. Pek incelikli bir sistem değildi. Maymunlarınkinden, şebeklerinkinden ve diğer hayvanlarınkinden de fazlaca bir farkı yoktu.

Bunun yanısıra ikinci bir güdümüz daha vardı. Ödülün peşinden gitmek, cezadan kaçmak olarak tanımlanabilecek bir güdüydü bu. İşte bu noktada Motivasyon 2.0 olarak adlandırabileceğimiz yeni bir işletim sistemi baş verdi. Buhar makinesi, demiryolu, elektriğin yaygınlaşması gibi teknolojik ilerlemeler sanayinin büyümesinde önemli roller üstlenmişti. Özellikle de Amerikalı bir mühendis olan Frederick Winslow Taylor'un çalışmaları. 1900'lü yılların başlarında Taylor, şirketlerin verimsiz, gelişigüzel bir şekilde yönetildiğine inanıyordu. Buna bir son vermek için "bilimsel yönetim" adını verdiği şeyi icat etti. İcadı bir tür yazılım idi. Motivasyon 2.0 üzerinde çalışacak şekilde tasarlanmıştı. İcat kısa sürede tanınıp benimsedi. Bu yeni yaklaşım, işçileri komplike bir makinenin parçaları olarak görüyordu. İşçiler işlerini doğru zamanda doğru şekilde yaparlarsa makine de doğru şekilde işlerdi. Bunu sağlamak için ise almak istediğiniz davranışı ödüllendirip karşılaşmak istemediğinizi cezalandırmanız yeterliydi. İnsanlar bu harici kuvvetlere bir başka ifadeyle dışsal motivasyon unsurlarına karşı rasyonel tepkiler verecek, sonuçta hem kendileri hem de sistem kazançlı çıkacaktı.

1950'lerde Abraham Maslow, insan davranışlarını bütünüyle pozitif uyarıcılarla ve negatif uyarıcıların şekillendirdiği fikrini araştıran hümanistik psikoloji bilim dalını geliştirdi. 1960'ta MIT'de yönetim konusunda profesör olarak görev yapan Douglas McGregor, Maslow'un bazı fikirlerini iş dünyasına taşıdı. Ona göre insanların başka ve daha yüksek bazı güdüleri vardı. Şirket sahipleri ve yöneticileri bu güdülere saygı duyarsa şirketleri bu durumdan kazançlı çıkabilirdi. Kıyafet kuralları gevşedi. Çalışma süreleri esnedi. Çoğu şirket, çalışanlara daha fazla özerklik vermenin ve böylece kurumsal büyümeye daha büyük katkı sağlamalarının yollarını aramaya koyuldu. Bu ince ayarlar bazı zafiyetleri ortadan kaldırdı kaldırmasına ancak kapsamlı bir yükseltme olmaktan uzak, mütevazı iyileştirmeler olarak kaldı.

MOTİVASYON VE VİKİPEDİA ÖRNEĞİ

DRIVE_D.H.PINK
SAYFA 15
31 Ekim 2009'da Microsoft, disk formatında ve internet üzerinden sunduğu on altı yıllık MSN Encarta ansiklopedisinin fişini çekti. Öte yandan Wikipedia, yani senaryomuzdaki ikinci model, dünyanın en geniş ve en popüler ansiklopedisi oldu. Sadece sekiz yıllık bir geçmişi olan Wikipedia'da yaklaşık üç milyon İngilizce ve iki yüz altmış dünya dilinde on milyondan fazla başlık bulunmakta

MOTİVASYON VE HARLOW DENEYİ

DRIVE_D.H.PINK
SAYFA 6
Harry F. Harlow, Wisconsin Üniversitesi'nde 1949 yılında sekiz maymunu, öğrenme konulu iki haftalık bir deney için bir araya getirdi. Bulmacayı çözmek için üç şartı yerine getirmek gerekiyordu. Öncelikle dikey olarak gömülü iğneyi dışarı çekmek, kancayı açmak ve son olarak menteşeli kapağı kaldırmak gerekiyordu. Araştırmacılar, maymunların nasıl tepkiler vereceklerini gözlemlemek ve onları iki haftanın sonunda girecekleri sorun çözme testlerine hazırlamak için bu mekanizmaları kafeslere koydular. Fakat neredeyse koyar koymaz çok tuhaf bir şey oldu. Harici bir zorlama ve araştırmacılardan herhangi bir komut gelmemiş olmasına rağmen maymunlar büyük bir dikkat, konsantrasyon ve keyifle bulmacalarla oynamaya koyuldular. Çok geçmeden, mekanizmanın nasıl çalıştığını keşfetmeye başladılar.

Harlow, "Görevin icrası içsel bir ödül sağladı" diyordu. Maymunlar, sırf bulmaca çözmekten haz aldıkları için çözmüşlerdi. Görevin verdiği keyif, kendi ödülünü de yaratmış oluyordu böylece. Maymunlara ödül, mesela pirinç verilseydi, bulmacaları çözmede daha yüksek bir performans göstereceklerine şüphe yoktu. Ancak Harlow bu yaklaşımı sınadığında maymunların daha fazla hata yaptıklarını, bulmacaları çözme girişimlerinin sayısal anlamda azaldığını saptadı. Harlow, "Mevcut deneye yiyecek unsurunun sokulması, performans düşüklüğüne yol açmıştır ki bu duruma literatürde rastlanmamaktadır" diye yazacaktı.

Saturday, January 10, 2015

FORER ETKİSİ

AŞKIN İSTİLASI_M.HARA
SAYFA 136
1948 yılında Bertham R.Forer'in yaptığı çalışmada, öğrencilere test vermiş ve cevapları doğrultusunda kişiliklerini tahlil edeceğini öne sürmüştür. Ancak testi çözen her öğrenciye kişilik analizi olarak basit bir astroloji köşesinden alınmış paragraf verilmiştir. Kendilerine ne kadar uyduğu sorusunu 5 üzerinden değerlendirmeleri istenmiş, ortalama 4,26 olmuştur.

Monday, December 29, 2014

YARATICILIK VE EĞİTİM

BEYİN OYUNLARI_T.DEMİRDELEN
BÖLÜM 3
Bir atacı 60sn düşünerek, kaç şekilde kullanabileceği sorulmuş. Eğitim durumlarına göre yanıtlar:
Okul öncesi:20-25
İlkokul:10-18
Lise:8-12
Üniversite:5-10
İş hayatı:2-4

Saturday, December 27, 2014

PROTEZ HAFIZA

BEYİN OYUNLARI_T.DEMİRDELEN
BÖLÜM 2
Birinci elden deneyimlemediğimiz hafızalara protez hafıza deniyor. Bugünkü hafızamızın %20'si protez, önümüzdeki 50yıl içinde bunun %80'e kadar çıkacağı tahmin ediliyor.

İLETİŞİM ARAÇLARI VE YANLIŞ ANLAŞILMA

BEYİN OYUNLARI_T.DEMİRDELEN
BÖLÜM 2
Yanlış anlaşılma potansiyeli iletişim araçlarında, 
e-posta %80
Sms %78
Yazılı not %71
Telefon %53
Yüzyüze %37

PAZARLAMADA TUZAK ETKİSİ

BEYİN OYUNLARI_T.DEMİRDELEN
BÖLÜM 1
Sinema salonunda yapılan deneyde küçük mısır 3, büyük mısır 7 lira iken, çoğunluk küçük mısırı tercih eder. Deneye 6,5 lira olan orta mısır eklendiğinde, genelde müşteri büyük mısırı tercih eder. Beyin kıyaslayarak karar verir. 

BEYİN KARAR VERME

BEYİN OYUNLARI_T.DEMİRDELEN
BÖLÜM 1
Beynimiz bir hakim gibi değil, mükevekkilinin haklı olduğunu kanıtlamaya çalışan bir avukat gibi çalışır. Kararlarımızda hep haklıyızdır. Ortalama 3sn.de karar veririz, çoğu kez gerisi kararımızı haklı çıkarmak için bilgi toplamakla geçen zamandır. Beyin işine geldiği gibi delil toplar.

ŞARAP VE FİYATI

BEYİN OYUNLARI_T.DEMİRDELEN
BÖLÜM 1
90 ve 10'lık şarap etiketleri değiştirildiğimde, tadına bakan deneklerin hemen hepsi, fiyat etiketine paralel olarak  iyi şarap olduğunu bildiriyor.

PEPSİ PARADOKSU

BEYİN OYUNLARI_T.DEMİRDELEN
BÖLÜM 1
Pepsi ve CocaCola ambalajları gösterilmeden tattırılıyor ve katılımcılar %70 pepsiyi seçiyor. Ama şişeler gösterilerek aynı araştırma yapıldığında %70 ColaCola tercihi yapıyor.

SOYADI BENZERLİĞİ VE ÇEKİCİLİK

BEYİN OYUNLARI_T.DEMİRDELEN
BÖLÜM 1
Amerika'da yapılan bir araştırmaya göre, aynı soyadına sahip insanların evlenme olasılığı 3kat daha fazla.

Friday, September 26, 2014

AMAÇ VE MUTLULUK

MUTLU İNSANLARIN 100 SIRRI
SAYFA 18
Yaşlı Amerikalılar arasında Lepper'in 1996'daki çalışmasında, bir insanın mutluluğu için en önemli öğrenin yaşantısının bir amacı olması ortaya çıkmıştır. Amaçlarını net tanımlaymayan 10 kişiden 7'si belirsizlik içinde yaşarken, amacı olan 10 kişiden 7'sinin kendisini tatmin olmuş hissettikleri ortaya çıkmıştır.

Tuesday, August 26, 2014

HAFIZA

ZİHİNSEL GÜCÜ KULLANMA_M.BALIKÇIOĞLU
SAYFA 51
Bilginin %80'i, 24 saat içerisinde unutulur. Hafızada bilgileri sabitlemek için, bir saatlik bir öğrenme, 10dk sonra 10dk, 1gün sonra 2-4dk, 1hafta sonra 2dk, 1ay sonra, 6ay sonra tekrarlamak gerekir.

Sunday, July 6, 2014

ERGENLİK VE PREFRONTAL KORTEKS

INCOGNITO_D.EAGLEMAN
SAYFA 187
İnsanda prefrontal korteksin yirmili yaşların başlarına kadar tümüyle gelişmemesi, dürtüsel ergen davranışının altında yatan temel nedendir. Alın lobu, toplumsallaşma ve ilkel dürtülerimizi bastırmak için uygun devreleri geliştirir.

BEYNİN AŞAMALARI

INCOGNITO_D.EAGLEMAN
SAYFA 112
1950'lerde Paul MaxLean beyni, evrimsel gelişmenin ardışık üç katmandan oluştuğunu öne sürdü, 1.sürüngen beyin-sağkalma ile ilgili, 2.limbik sistem-duygularla ilgili ve 3.neokorteks-üst düzey düşünmeyle ilgili. 

VAZOPRESİN VE BAĞLILIK

INCOGNITO_D.EAGLEMAN
SAYFA 99
Vazopresin, tek eşliliği kilit altına alan bir hormondur. Genetik tekniklerle, çokeşli türler tek eşli davranış gösterebilmektedir. Erkeklerde de Rs3 334 geninde, vezopresin reseptörü bulundu. Hiç olmayabiliyor, tek kopya veya çift kopya olabiliyor. Kopya sayısı arttıkça beyindeki vazopresin etkileri azalıyor. kopya fazla olanlar, eşlerine daha az bağlı oluyorlar, boşanma eğilimleri fazla oluyordu. 

DOĞURGANLIK VE ÇEKİCİLİK

INCOGNITO_D.EAGLEMAN
SAYFA 96
Striptizcilerle yapılan bir çalışmada, kadınlar doğurgan günlerinde 68$, kanama günlerinde 35$, normal günlerde 52$ kazanıyorlardı. Doğumkontrol hapı kullanan kadınların 35$'da kaldığı gözlenmişti.

AZ BİLGİNİN GÜZEL OLARAK YORUMLANMASI

INCOGNITO_D.EAGLEMAN
SAYFA 94
İnsanlar geçici ve az bilgiye dayanarak, karşı cinsi daha güzel görme eğilimindedir. Yanıt, üremenin taleplerindedir. Eğer bir anlığına gördüğünüz gerçekte güzel değilse de bu mekanizma hatayı düzeltmek için ikinci bir şans verir. Mekanizma tersten olsaydı, az bilgiden dolayı aslında çekici birini kaybedilebilirdi.

İÇGÜDÜ KÖRLÜĞÜ

INCOGNITO_D.EAGLEMAN
SAYFA 89
Hız ve enerji verimliliği sağlayan içgüdülerimiz, davranışların asıl motorlarıdır. Bunlar yaşamsal önemde oldukları için, bilinçli müdahelenin bu programlara katkısı olmayacaktır. Cosmides ve Tobby buna "içgüdü körlüğü" adını verir.

SİNESTEZİ

INCOGNITO_D.EAGLEMAN
SAYFA 80
Sinestezi, belirli bir duyunun uyarılmasının, olağanın dışında başka duyuları da tetiklemesidir, duyusal algıların birleşmesidir. Nüfusun %1'inde görülür. Renkler işitilebilir, biçimler tat kazanır, ses görülebilir gibi. 

ÖRTÜLÜ BENLİKÇİLİK

INCOGNITO_D.EAGLEMAN
SAYFA 62
2004'de 10000'den fazla kişiyle yapılan araştırmada, isimleri aynı harfle başlayanların sayısı daha fazladır. "Örtülü Benlikçilik" (implicit egotism) denen bu olgu, insanların kendi yansımalarını başkalarında bulmayı sevmesidir. İnsanlar, aşina gelen şeyler karşısında rahatlık hisseder. Bir başka deneyde iki farklı çay markasından hangisini tercih ettikleri sorulduğunda, çay aynı demlikten olmasına rağmen, kendi isimlerinin başharfiyle başlayan tercih edilmiştir. Yine başka bir çalışmada Rasputin'in hayatı hakkında bir yazı verilmiş ve değerlendirmeleri istenmişti, doğum tarihi hariç tüm yazı aynıydı. Aynı gün doğanlar daha olumlulardı. Meslek seçimleri bile bundan etkilenir, Denis isimliler dişhekimi, Lawrence olanlar avukat, George olanların yerbilimci olma olasıkları daha yüksek bulundu. 

BEYNİN ZAMAN KURGUSU

INCOGNITO_D.EAGLEMAN
SAYFA 52
Zaman algısı bir kurgudur. Algı dünyası gerçek dünyanın gerisinde kalır, ancak beyin bunları bize aynı zamanlıymış gibi sunar. Örneğin gözlerinizi sağa sola hareket ettirdiğinizde ayna bunu farkedemezsiniz, aradaki süre yokololmuş gibidir. 

SİNİR SİSTEMİNDE İÇ MODEL

INCOGNITO_D.EAGLEMAN
SAYFA 49
1959'da MacKay'ın varsayımına göre, birincil görme korteksi, retinadan akan verilerle ilgili beklenti oluşturmasını sağlayan bir iç model kurar, bu öngörüleri talamus'a gönderir, korteks sadece varsa farkı kortekse rapor eder. Yani daha önce beklentisi kurulmayan bilgiyi geri sorar. Anatomik olarak da arada sinir sayısı 10 kat farklı olduğundan bu varsayım tutarlıdır. Çevrenin farkına, ancak duyusal girdilerle beklentiler çeliştiği zaman varılır. Bisiklete binmek için de en başka çok çalışmak gerekirken, duyusal beklentilerle motor eylemler kusursuz işleyince aktivite artık bilinç gerektirmez.

SİNİR SİSTEMİNİN İÇSEL OLMASI

INCOGNITO_D.EAGLEMAN
SAYFA 45
İçsel veriler, duyusal dış verilerce üretilmez, sadece ayarlamada kullanılır. Bacaklarında duyu sinirleri kesilen bir kedi koşu bandında yürümeye devam edebilir. Beynin büyük sırrı, bütün merkezi sinir sisteminin bu şekilde çalışıyor olmasıdır. Uyanıkla uyku arasındaki fark, gözlerin algıyı sabitlemesidir.

RENK VE DÖRDÜNCÜ FOTORESEPTÖR

INCOGNITO_D.EAGLEMAN
SAYFA 44
Kadınların %15'i fazladan dördüncü bir renk fotoreseptörü taşır. Bu sayede, çoğumuz için aynı görünen renkleri onlar için alenen farklı olabilir.

BEYİNLE GÖRMEK, PLASTİSİTE

INCOGNITO_D.EAGLEMAN
SAYFA 40
Paul Bach-y-Rita, 1960'larda yaptığı düzenekte, alna yerleştirilen video kameradaki video bilgisini, sırtta yeralan titreştiricilerin olduğu dizgiye girdi olarak verdi, ve yaklaşık bir hafta sonra denekler yönlerini bulmakta oldukça başarılı oldular. İlginç olanı da, dokunsal girdiler algılandıktan sonra, dolaysız olarak görmeye başladılar. Beynin bu esnekliğine "plastisite" adı veriliyor. 13 yaşında kör olan Eric Weinhenmayer, 600 ufacık elektrot içeren Brainport olarak küçük bir levha ile Everest dağına tırmandı.

GÖRMENİN ÖĞRENİLMESİ

INCOGNITO_D.EAGLEMAN
SAYFA 38
Görmek engelli Mike May kırküç yıl sonra cerrahi bir müdehele ile gözlerşne kavuştu, ama ilginç olanı gözler çalışıyor ama görme gerçekleşmiyordu. Beyin, böylesine bir girdi bombardımanına karşı ne yapacağını bilmiyordu. Bunun nedeni, beynin görmeyi, nesnelerle duyuları eşleştirmeyi öğrenmek zorunda oluşudur.

ALGIDA BİLİNÇSİZ ÇIKARSAMA

INCOGNITO_D.EAGLEMAN
SAYFA 34
Algılamada önceki algılar, deneyimler olası açıklamaya bizi yöneltir. hermholtz, görmeyle ilgili bu kavrama, "bilinçsiz çıkarsama" (unconcious inference) adını verir. Dünyaya ilişkin istatistikleri toplayıp kestirimlerde bulunan hızlı ve otomatik bir düzenektir bu ve bilincin bu düzeneğe hiçbir erişimi yoktur.

KÖR NOKTA

INCOGNITO_D.EAGLEMAN
SAYFA 32
Retina gözün arkasında, fotoreseptör denilen ve görmemizi sağlayan hücrelerden oluşur. Retinada oldukça büyük bir yama vardır, işin ilginç kısmı görüşte bir boşluk olmaz. Bunu 1668'de Fransız matematikçi Edme Mariotte farketmiştir. Beyin, kör noktadaki bilgiyi kendisi tamamlanamaktadır, çevredeki fonu alıp, boşluğu onunla doldurmuştur.

GÖRME VE ODAKLANMA

INCOGNITO_D.EAGLEMAN
SAYFA 22
Görme eylemi bize oldukça doğal gelir ancak beynin 1/3'ü bu aktiveye ayrılmıştır. Görüş alanı çevresinde çözünürlük oldukça bulanıktır ama biz bunları da net gördüğümüz yanılgısına kapılmışızdır. Bunun nedeni, yönlendirdiğimiz her bölgeye birdenbire odaklanabiliyor oluşumuzdur.

BİLİNCE GAZETE BENZETMESİ

INCOGNITO_D.EAGLEMAN
SAYFA 6
Bilinç, bir ülkede neler olup bittiğini anlatan bir gazeteye benzer.  Ülke, çalışmaktadır,  sistem kendiliğinden işlemektedir. Heran ne olup bittiğini bilmemiz imkansızdır. Her olup biten değil, sadece bilmeniz gerekenleri özetleri gösteren bir gazetedir bilinç. Zihinsel manşeti okuduğunuzda eylem çoktan gerçekleşmiş, pazarlık tamamlanmıştır, sahne arkasına erişiminiz de son derece kısıtlıdır. Aslında bilincin işe karışmaması daha iyidir, kavrayamayacağından işlerin verimş düşecektir. Bilinçli beyin, beyin etkinliklerinin merkezinde değil, kıyıda köşede bir yerlerdedir.

ÇEKİCİLİK VE GÖZBEBEĞİ

INCOGNITO_D.EAGLEMAN
SAYFA 4
Erkeklerden kendilerine gösterilen kadın fotoğraflarından hangisini çekici buldukları soruldu. Katılımcılar tutarlı bir şekilde bilinçli olarak farkında olmaksızın, gözbebekleri büyümüş kadın fotoğraflarını seçtiler. Kadının gözbebeklerinin diğerlerinden 2mm büyük olduğunu bilinçli olarak fark eden çıkmamıştı.

Monday, June 30, 2014

YAŞLANMAYA KARŞI DÜŞÜNCELİLİK

SAÇMALIKLAR ÇAĞI_M.FOLEY
SAYFA 177
Düşüncelilik, dikkat ve yeni beceriler öğrenmek, yaşamın hem süresini hem de kalitesini artırıyor. Beynin yeni nöronlar üretebildiğine dair kanıtlar vardır. Öğrenme çabası, öğrenmenin kendisinden daha değerlidir.

AŞKIN SAÇMALIĞI

SAÇMALIKLAR ÇAĞI_M.FOLEY
SAYFA 158
Aşıklar daha az verip, daha fazlasını bekliyor. Tüm meselenin doğru kişiyi bulmak olduğu düşünülüyor. Böylece kabahat karşıdakine yükleniyor. Karşılıklı bağımlılık ve teslimiyet, başlarda özgürlüğün yüklerinden bizi kurtardığı için canlandırıcıdır. Ancak teslimiyet kişiyi yokettiği için, aşkı imkansız kılar. Aşkta insan, gerçekle ilgisi olmayan bir fantezi yaratır ve buna sevdalanır. Romantik aşkta yüksek dopamin ve alçak serotonin salgılanır, yani uyuşturucunun yapısına benzer. Bağımlılık direnci aşıldığında da karasevda 1-1.5 yıl içerisinde biter. Bağlanma da ise kadınlarda oksitosin, erkeklerde vasopressin ilgisi gözlenmiştir. Hiç kimseyle yaşamak kolay değildir. Sevgi, mutluluk gibi zaman ve sabır isteyen bir projedir. Gerekli olan da özerklik ve kopuştur. Eşin gelişimi bir yenilenme kaynağıdır, tehdit değil. Hor görme, saygının kaybolması da en tehlikeli eritici asit etkisi yapar.

HERZBERG HİJYEN VE MOTİVASYON FAKTÖRLERİ

SAÇMALIKLAR ÇAĞI_M.FOLEY
SAYFA 146
Fred Herzberg, iş motivasyonu üzerinde çalışırken faktörleri ikiye ayırır. hijyen faktörleri (maaş, çalışma koşulları) ve motivasyon faktörleri (işin kendisinin zorluk ve kontrolü). Hijyen faktörleri, sadece tatminsizliğe yol açar. Düşük maaş motivasyonu azaltır ama maddi teşvikler çalışmayı artırmaz. İşte tatmin için, kişisel sorumluluk ve zorluk gerekir. 

HOBİLERİN TATMİN SEVİYESİ

SAÇMALIKLAR ÇAĞI_M.FOLEY
SAYFA 131
Ergenler üzerindeki araştırmaya göre, dikkat ve zahmet gerektirmeyen işleri yapan, yani televizyon izleyip alışveriş merkezlerine takılan gençler, tüm tatmin ölçümlerinde en düşük seviyelerde kalırken, sıkı ders çalışan ve spor yapanlar üst tatmin seviyelerindelerdi. Bir diğer araştırmaya göre de hobi ne kadar pahalı, karmaşık ise zevk daha az oluyordu. Bedenin kendi donanımıyla yaptığı dans, yürüyüş her türli hobiden daha tatmin ediciydi.

AŞKINLIĞIN GÜCÜ

SAÇMALIKLAR ÇAĞI_M.FOLEY
SAYFA 130
Meditasyon, odaklanma ve dikkatten sorumlu prefrontal kortekste faaliyeti artırmakta ve sol beyindeki faaliyeti azaltmaktadır. Akış, yüksek seviyede beceri gerektiren zorlu faaliyetlerde uzun süre odaklaşmayla erişilen tatmin edici güçlü bir zihin durumudur, sporlar, dağcılık, müzik aleti çalmak, sanat eseri yapmak gibi pekçok faaliyette ortaya çıkabilir. Beceri önce zahmetli ve yavaş öğrenilmelidir. Beceri otomatikleştiğinde benliği zamanı ve uzamı kapsayıveren son derece güçlü içine gömülmüş bir emilim gerçekleşebilir. Benlik bu arada çözülür gider. Akış, Zen Budizmindeki gibi yoğun bir dikkatin sonucudur. Bu yüksek akışın hazzı o kadar yüksektir ki, pasif eğlencenin hazzı azaltır, benzer tatmini başka faaliyetlerden almayı körükler. 

Sunday, June 29, 2014

HAK ETME HASTALIĞI

SAÇMALIKLAR ÇAĞI_M.FOLEY
SAYFA 73
Sorumluluğu reddetmeye paralel olarak herkesin hak etme iddiaları var. Herkes tatil, yüksek gelir, yüksek notlar, terfi, takdir bekliyor. Başarısızlık modası geçmiş bir kavram. Bunun ekonomideki karşılığı da borçlanma, eskiden nahoş bir gereklilik olan borçlanma, şimdi hakedilen yaşamı edinme yolunda iyi birşey. 

SORUMLULUK VE DETERMİNİZM

SAÇMALIKLAR ÇAĞI_M.FOLEY
SAYFA 67
Sorumluluk, kendi seçimlerimizi kendimizin tayin edebileceği görüşü, determinizmin kutsal üçlüsü tarafından baltalanmaktadır. Bunlar, genetik (davranış genler tarafından belirlenir), evrimsel psikoloji (davranış evrim görmüş hayat mekanizmalarınca belirlenir), sinirbilim (davranış, fiziksel bağlantılı beyin parçalarınca belirlenir)

DSM'DE TANIMLANAN BOZUKLUKLAR

SAÇMALIKLAR ÇAĞI_M.FOLEY
SAYFA 65
Akli Bozukluklarla ilgili tanı ve istatistikler Kılavuzu DSM de dört cilt tanı bulunmaktadır. Örneğin bunlardan biri, haklara aldırmama ve hakları ihlale yönelik yaygın davranış şablonudur olarak tanımlanan Antisosyal kişilik bozukluğudur. Bu bildiğimiz bencilliktir. Bu sayede sorumluluk, bozukluğa bağlanmış olmaktadır. Buna bağlı olarak bildiğimiz kusurlar, bozukluk olarak tanımlanmakta ve hemen ilaç devleri tarafından ilaca yönlendirilmektedir. Yıllardır utangaçlık diye bilinen huy, artık toplumsal kaygı bozukluğu adını alır ve zoloft ile çözümlenir. Kimse böylece kabahatini kabullenmemiş oluyor.

ARAYIŞ EFSANELERİNİN ORTAK NOKTASI

SAÇMALIKLAR ÇAĞI_M.FOLEY
SAYFA 61
Joseph Campbell, arayış efsanelerinin her çağda olduğunu ve temel yanın ortak olduğunu gösterir. Bu anlatıların hepsinde, kahramanın tanıdığı çevresini terk edip tehlikeli bilinmeze doğru yola çıkmasını sağlayan bir macera çağrısıyla başlar. Kahraman, yolculuk boyunca bir dizi sınavdan geçer. Altın post, prenses aşk, kutsal su/alev/iksir türünden sihirli bir ödül kazanır. Sonunda krallığını kurtarmak üzere geri döner. Oz Büyücüsünde de, Gılgamışda da, Budada da, İsa'da da hikaye aynıdır. Campbell bu anlatıların aslında elzem bir iç yolculuğu simgelediğini öne sürer. Onca belirsizlik ve tehlikeden sonra kazanılan ödül bilgidir.

MÜCADELE VE MUTLULUK

SAÇMALIKLAR ÇAĞI_M.FOLEY
SAYFA 55
Psikolog Daniel Nettle, mücadelenin kendisinin anlam olduğunu söyler, insan zihnindeki mutluluk programının amacı insani mutluluğu artırmaya yönelik değil, çabalamaya devam etmemize yöneliktir. İnsan mücedele için yaratılmıştır.

ASİMETRİK DUYGULAR

SAÇMALIKLAR ÇAĞI_M.FOLEY
SAYFA 52
Duygular asimetriktir. Olumsuz duygular, olumlu duygulardan daha güçlü ve uzun süre kalıcı olma eğilimdedir. Olumlu duygular, kısacık bir aydınlatma yaratırken, olumsuz duygular tüm benliğe yayıyan emperyalist güçler gibidir.

GÜMÜŞ VE BRONZ MADALYA ALANLARIN MUTLULUĞU

SAÇMALIKLAR ÇAĞI_M.FOLEY
SAYFA 51
Olimpiyatlarda derece alanlar arasında yapılan araştırmaya göre, bronz madalya alanlar, gümüş alanlardan daha mutludur. Bronz kazanan, kendisiyle podyuma dahi yaklaşamayan çoğunluk arasındaki büyük aralığın farkındayken, gümüş kazanan altının sadece bir adımcık önünde olduğunu görmektedir.

Friday, June 13, 2014

BİLİŞSEL ÇELİŞKİ KURAMI

ONURCOBAN.COM

Kuram; Bilişsel Çatışma, Bilişsel Tutarlılık ve Çelişki Kuramı, Bilişsel Uyumsuzluk Kuramı gibi isimlerle de anılmaktadır. Orijinal ismi; Cognitive Dissonance olan kuramı ortaya atan kişi; ABD’li sosyal psikolog Leon Festinger dir.

Bilişsel Çelişki Kuramına göre, insanlar davranışlarını ve düşüncelerini önceki değerlerine göre belirler. Bu değerler; inançlar, tutumlar ve gereksinimleri olabilir. Zamanla veya çevresel faktörlerle edindiğimiz tüm bu değerler kişiliğimize yön verir. Ancak asıl sorun bundan sonra başlar. Kişiler zaman içinde bu değerlerine tezat oluşturabilecek bir takım verilerle karşılaşabilirler. Bu veriler, kendi varsayımlarıyla çelişirse, bilişsel çatışma yani bilişsel çelişki oluşur. Örneğin, bir kadın âşık olduğu adamı uzaktan tanımaktadır. Kadına göre adam “mükemmeldir” Gerçektende uzaktan bakıldığında çevresi tarafından ilgiyle bahsedilen, oldukça “iyi” bir kişidir. Ancak sonradan bu adamın, aslında bir kiralık katil olduğunu öğrensin. Bu durum, algısal olarak yıkıcı bir sonuç doğuracaktır. Normal şartlarda “kiralık katil” olduğu bilinen bir kişi “kötü” kabul edilir. Zaten bu duyulduğu an, çevresi de ondan kötü bahsedecektir.
Ancak yukarıda ki örneğimizde; kadın, bir bilişsel çelişkiye düşer. Adama olan aşkı bir şekilde devam etmektedir. Ancak önceki düşünceleri ve şu anki duyguları, gerçekle uyumsuzluk gösterir. Kadın, önce bir çelişkiye düşse de, zamanla bunu atmaya başlar. Hala adamın iyi olduğunu düşünmektedir. Hatta belki eskisine göre daha iyi!!!

Festinger, bu davranışları incelerken kadının neden hala âşık olduğunu değil, neden hala adamı “iyi” olarak gördüğünü sorgular. Kötü bir kişi hala sevilebilir ancak kötü olduğu bilinen bir kişi hala iyi kabul edilebilir mi? 

Bu ve buna benzer davranışlar, gerçeklere olan karşı duruşumuzu tanımlar. Kişiler, kendi inançları için sonradan ortaya çıkan uyumsuzlukları kabul etmeme iradesini gösterebilirler. Eğer bir konuya tamamen inanıyorsak, onun yanlış olmasını istemeyiz. İşte tam bu nokta da gerçeklerle yüzleşmekten ya kaçarız, ya da ona karşı koyarız. Kurama göre, insanlar veya toplumlar inandıkları şeylere karşı gelen konulara saldırma eğilimindedir. Bunu yaparken farklı metotlar dener. Örneğin, karşı görüş hiç var olmamış gibi davranır. Yani onu duymamazlıktan gelir. Böylece uyumsuzlukla yüzleşmez ve bir nebze olsun kendini kandırmaya devam eder. Ancak bunu yaparken o kadar başarılıdır ki, bunun bir kandırma olduğunu fark etmez. Diğer bir yöntem ise, ne olursa olsun değerlerini savunmasıdır. Bunun için saldırgan bir tavır alır, karşıt görüşü sadece çürütmek istemez onu yok etme arzusu da duyar. Çünkü bu kendisine yapılmış bir saldırıdır.

Örneklerle açıklamaya çalışalım. Örneğin sigara içen bir kişi sigaranın sağlığa zararlarını bilir. Hatta bunun öldürücü boyutta olduğunu da kabul eder. Örneğin çatışmasını biraz daha artıralım. Sigara içen kişi bir doktor olsun. Bu durumda doktorun tüm bu zararları bilmemesi imkânsızdır. Peki, neden hala sigara içmektedir? Bu bilişsel çelişki kuramına göre, ihtiyaçların gerçeklere karşı göstermesi olarak açıklanır. Doktor, sigara içerken karşıt görüşü yok saymaktadır. Hatta belki bundan bahsedilmesini bile kendi bilinçaltında yasaklar. Sigara içenlerin çoğu, bu durumda hemen karşı görüş öne sürerler. (modelin karşı saldırısı) Onların verdiği örneklere göre, sigara içip de yıllarca yaşayan insanlar olmuştur. Belki bir yakınları sürekli sigara içmekte ama hasta olmamaktadır. Oldukça tanıdık gelen bu karşıt görüş saldırıları, bilişsel çatışmanın bir ürünüdür. Zamanla bu kişiler, bilimin yanıldığını sigara içmenin bir zararının olmadığını söyleyeceklerdir.

Model bir siyasi partiye de uyarlanabilir. Bir kişinin inandığı siyasi görüşü savunan partinin, yolsuzluk yaptığı ortaya çıksın. Bu kişi büyük olasılıkla, partisini değiştirmeyecektir. Peki, ama neden? Kurama göre, kişi; bu haberi görmezden gelebilir. Yani yapılan hırsızlığı önemsiz bir konuymuş gibi algılar. Oysa rakip partinin böyle bir şey yaptığı ortaya çıkarsa, ona en büyük saldırıyı aynı kişi yapacaktır. Bu kişiye neden böyle yaptığı sorulduğunda, “ama başkaları da çalıyor” diyecektir. Belki “çalsın ama iş yapsın” görüşünü savunacaktır. Hatta bu soruyu soran kişiye, “kötü niyetli olduğunu, amacının kendi partisini yok etmek olduğunu” söyleyerek, onunla tartışacaktır. İyice saldırganlaşacak ve partisi hakkında bir komplo yapıldığını düşünecektir.

Festinger’e göre, bireyler inançlarını korumak için, gelen karşı görüşleri sansür ederler. Sadece inandıkları değerleri seçerler ve onları korurlar. Eğer bu karşıt görüşler arasında seçme zorunluluğu varsa en iyisini değil, kendisiyle en uyumlusunu seçerler. Bu açıdan bireyler faydacı bir anlayış güderler.
.

Saturday, June 7, 2014

AYI OYNAMASI

HAYAT DEYİNCE TV PROGRAMI
08.06.2014
Ayılar oynaması için küçükken sıcak sacın üzerine konur, burnuna halka bağlanır kaçmasın diye ve bu sırada twf çalınır. Bu şekilde şartlanma olan ayı, ne zaman tef çalsa ayağa kalkıp ayaklarını sıcaktan korumak için kaldırıp indirir.

Thursday, May 1, 2014

KLASİK MÜZİK VE SUÇA ETKİSİ

SUBLİMİNAL A.Ş._F.BİŞKİN
SAYFA 21
2006 yılında Londra metrosunda başlayan klasik müzik yayınıyla beraber, kapkaç %33, mala zarar %37, çalışanlara saldırı %25 oranında azaldı.

BEDEN ŞİŞİRME

SUBLİMİNAL A.Ş._F.BİŞKİN
SAYFA 201
36 beden erkek pantolonları gerçek ölçüsü, HM'de37, Calvin Klein'da 38.5, GAP Dockers'da 39 geniş olarak veriliyor. Müşterinin kendini iyi hissetmesine neden olan bu yönteme reklamcılıkta beden şişirme deniyor.

REKLAMLARDA CİNSELLİĞİN VAMPİR ETKİSİ

SUBLİMİNAL A.Ş._F.BİŞKİN
SAYFA 200
Belirgin cinsel içerikli malzeme, reklamdaki diğer unsurları hatta ürünün adını bile farkedilemez hale getiriyor. 400 denekle yapılan araştırmaya göre, erkeklerde cinsel içerikli reklamda ürün hatırlanması %10, içermeyende %20. Kadınlarda aynı oran %11 ve %22. Bu etkiye reklamcılıkta vampir etkisi deniliyor.

Wednesday, April 30, 2014

GÖRSEL ALGI

SUBLİMİNAL A.Ş._F.BİÇKİN
SAYFA 85
Görsel veriler bilinçaltına en hızlı ulaşanlardır. Bir yılanı gördüğümüzde, bilinçaltı iki mili saniyede tepki verirken, bilinçli olarak onun yılan olduğunu algılamamız 500milisaniye sürer(250kat yavaş) Benzer şekilde trafikte de öndeki araç fren yaptığı anda bilince başvurmadan sürücü fren yapar.

ALGI EŞİĞİ

SUBLİMİNAL A.Ş._F.BİÇKİN
SAYFA 84
Eşik, uyaranların organizmayı etkilediği algı seviyesidir. Hissedilebilir bu eşik noktasına limen adı verilir. Bu eşiğe ulaşmayanlara subliminal denir. Örneğin, köpek ıslığı insanlar için subliminaldir.

AYAKKABI PAZARLAMA SLOGANI

SUBLİMİNAL A.Ş._F.BİÇKİN
SAYFA 49
1950'lerdeki pazarlama sloganı olarak Dichter, "Kadınlara ayakkabı değil, güzel ayaklar satın" sözlerini kullanmıştır.

Sunday, March 30, 2014

ÖLÜMÜ DÜŞÜNMENİN ETKİSİ

ntvmsnbc.com
26.04.1012
ABD Missouri Üniversitesitesindeki çalışmalara göre, ölümün birgün geleceği düşüncesi, insanların motivasyonlarını yükseltiyor ve hayata daha çok tutunuyorlar.

Thursday, January 2, 2014

TV VE BEBEK GELİŞİMİ

SÖZCÜ
02.01.2014
Fransa, 0-3 yaş arası bebeklerin televizyon izlemesini yasakladı. Sebep ise, bu yaşta beş duyusuyla saniyede 30milyon sinaps oluşturabilen bebeğin işitme ve görme harici duyularının algısını kapatması. Normal insan beyninde 100milyar hücre varken, bebek beyninde 150milyar hücre bulunuyor. Televizyon bu gelişimi engelliyor.

Saturday, September 28, 2013

KENDİNİ GERÇEKLEŞTİRMİŞ İNSAN

Evlanet.blogspot.ru
Wayne W. Dye'ye göre Kendini Gerçekleştirmiş insan özellikleri :
1- Bu insanlar, yaşamın her yönünü severler, şikâyet etmekle ya da olayların daha değişik olmasını istemekle vakit kaybetmezler. 
2- Bağımsızlıklarına çok düşkündürler. Aileye güçlü bir sevgi ve bağlılık duymalarına rağmen,ilişkilerinde bağımsız olmaya... özen gösterirler. 
3- Sevgi anlayışları, sevdiklerine hiçbir değeri zorla kabul ettirmemeyi gerektirir. 
4- Onay aramak gereksinimleri yoktur. Övgü ve ödül talep etmezler. 
5- Çok açık ve dürüst konuşurlar, çünkü vermek istedikleri mesajları, başkalarını memnun etmek için dikkatli sözcükler arkasına gizlemezler. 
6- Gülmeyi ve başkalarını güldürmeyi iyi bilirler.
7- Kendilerini şikâyet etmeden kabullenirler. Fiziksel benliklerini, sahteliklerle gizlemezler. 
8- Doğal yaşamı takdir ederler. Başkalarına eğlenceli gelmeyen şeylerden zevk alma yetenekleri vardır. Gün batımını izlemek, ya da kırlarda küçük bir gezinti yapabilmek, doğum yapan bir kediyi izlemek onlar için mükemmel bir şeydir ve şükran duyarlar. 
9- Başka insanları çok iyi anlarlar ve asla şaşırıp şok olmazlar. 
10- Gereksiz kavgalarda asla taraf olmazlar. 
11- Hastalık hastası değildirler. 
12- Dürüsttürler, asla yalan söylemezler, olayları çarpıtmazlar. 
13- İnsanlar hakkında konuşmaz, insanlarla konuşurlar. 
14- Titizlik ya da düzenlilik gibi dertleri yoktur, verimli yaşamaya bakarlar. Organizasyon nevrozundan bağımsız oldukları için yaratıcıdırlar. 
15- Bu insanların müthiş bir enerjileri vardır. Enerjileri doğaüstü değildir, yalnızca yaşamı ve yaşamdaki aktiviteleri sevmelerinin bir sonucudur. 
16- Şiddetli bir merak duygusuna sahiptirler. Hep araştırır, yaşamlarının her anını kavramak isterler. Her insan, her varlık ve her olay, daha çok öğrenmek için bir fırsattır. 
17- Başarısız olmaktan korkmazlar, hatta onu sevinçle kabul ederler. Bu insanlar, kendilerine zarar verecek duyguları yok etme ve kendilerine verdikleri değeri artıracak olanları doya doya yaşama yeteneğine sahiptirler. 
18- Bu mutlu insanlar,asla kendilerini savunma gereksinimi duymazlar. Basitçe 'her şey yolunda, biz yalnızca farklıyız. Anlaşmak zorunda değiliz' derler. Bir tartışmayı, kazanma ve karşısındakini konumunun yanlışlığına ikna etme gereksinimi duymadan, burada keserler.
19- Değerleri dar değildir. Kendilerini tüm insan ırkının bir parçası olarak görürler. Daha çok düşman öldürmekten sevinç duymazlar. 
20- Kahramanları ya da putlaştırdıkları insanları yoktur. Herkesi insan olarak görür ve hiçkimseyi kendilerinden önemli konuma getirmezler. 
21- Başkalarının yeteneksizliğ i nedeni ile kazanmak yerine, zaferi kendi çabaları ile elde etmeyi yeğlerler. 
22- Komşularının ne yaptığını fark etmezler, çünkü var olmakla meşguldürler. 
23- En önemlisi bu insanlar 'KENDİLERİNİ SEVERLER'. Kendilerine acımak, kendilerini reddetmek, kendilerine öfkelenmek için zamanları yoktur. Elbette sorunları vardır, ama sorunların onları duygusal paralizasyona götürmesine izin vermezler. Tökezleyip düştüklerinde, tekrar ayağa kalkar ve sızlanmadan yaşamaya devam ederler. 
24- Hatalı alanlardan bağımsız insanlar, mutluluğu kovalamazlar, sadece yaşarlar ve mutluluk onları bulur. Gerçekten nadir bulunan insanlardır, onlar için her gün mükemmeldir.

Friday, August 2, 2013

SİNAPSLAR

ŞAN, ŞÖHRET VE PARANIN BEDELİ_Ö.PEKTAŞ
Yetenek sonradan öğrenilemez. Doğumunda bir çocuğun beyninde yüz milyar nöron bulunur. Bu hücreler zihnin hammaddesidir, zihnin kendisi değillerdir. İnsan zihni bu hücrelerin arasında, bağlantılarda, yani sinaps’lardadır. Sinapslar arasındaki bağlantılar insan hayatının ilk on beş yılında şekillenir. Beyindeki her nöron binlerce sinyal yollar ve birbirleriyle konuşmaya, iletişim kurmaya çalışırlar. Güçlü sinaptik bağlantılar daha da güçlenir. Zayıf olanlar kaybolur.

Tuesday, July 30, 2013

GÜÇ VE EMPATİ

ŞAN, ŞÖHRET VE PARANIN BEDELİ_Ö.PEKTAŞ

Kişilerin sahip olduğu güç arttıkça diğer insanları daha az dikkate aldıklarını göstermektedir. Adam Galinsky ve arkadaşları, güç sahibi olmadıkları hatırlatılan kişilerden alınlarına E harfi çizmeleri istendiğinde, güçlü kişilere nazaran üç kat daha sıklıkla, bu harfi başkaları tarafından kolay okunabilecek şekilde çizdiklerini tespit etmişlerdir (Galinsky, Magae, Inesi, Gruenfeld; 2006).

Thursday, May 2, 2013

BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ

TURKRUS.COM
3.5.2013
Freedom house raporuna göre, 197 ülke arasında, Rusya 176, Türkiye 120.

Saturday, October 6, 2012

CEO ALISKANLIKLARI

kisiselbasari.com
İnsan kaynakları sektörün önemli şirketlerinden Hugent, Türkiye’deki üst yöneticilerin (CEO) hobilerini araştırdı.
Türkiye’de faaliyet gösteren ve 100 ünlü markanın üst yöneticileri ile yapılan araştırmada hobiler açısından yüzde 65 ile “spor yapmak” birinci, yüzde 56 ile “seyahat etmek” ikinci, yüzde 23 ile “gezmek” üçüncü sırada çıktı. Buna karşın kitap okumak” yüzde 14 ile ancak beşinci sırada yer alıyor.

Sunday, June 10, 2012

SISMANLIK VE OLUM RISKI

vucud.org
11.06.2012
Amerika’ da yapılan bir araştırmaya göre göbek çevresindeki her 5cm lik artış, ölüm riskini de %17 derecede arttırıyor.

Wednesday, May 23, 2012

KOPEK SEVGISI VE OLUM ORANI

SAGLIKLI KALP_A.EMRE
SAYFA 144
Kalp krizi gecirmis kisiler incelendiginde olum orani, kopegi olmayanlarda, olanlara gore alti kat yuksek oldugu saptanmistir.

SEVGISIZLIK VE ERKEN OLUM

SAGLIKLI KALP_A.EMRE
SAYFA 142
Hayatlarinda kendilerine ilgiyle ve sevkatle yaklasan guvenebilecegi bir kisiden yoksun olanlarda erken olum tehlikesi bes kat artar.

Wednesday, February 2, 2011

ALDATMA VE PREZERVATİF, TR'DE

NTVMSNBC.COM
02.02.2011
Toplam 20.078 verinin incelendiği Güvenli Seks Araştırmasına göre, her 100 kadından 35’i tek gecelik ilişki yaşadığını belirtirken, erkeklerde bu oran yüzde 61’e çıkıyor. Katılımcıların yüzde 71’i son kez seks yaptıklarında kondom kullanmadıklarını belirtiyor. Cinsel ilişkiye girmek için aşkın gerekliliğine inanan erkeklerin oranı yüzde 18’de kalırken, kadınların yüzde 62’si cinsel birliktelik için âşık olmanın şart olduğunu düşünüyor.

Saturday, November 20, 2010

MUTLULUK, TR'DE

HABER 7
19.02.2010
Türkiye İstatistik Kurumu’nun 2009 Yaşam Memnuniyeti Araştırması’na göre bireylerin yüzde 54.3’ü kendini ‘mutlu’ olarak ifade ediyor. Kadınlarda yüzde 58.1, erkeklerde yüzde 50.2. Yüzde 14.6’lık kesim mutsuz olduğunu söylüyor. 2008’deyse mutluluk oranı yüzde 55.8, mutsuzluk oranı yüzde 13.9 olmuştu.
Araştırmaya göre, mutluluk düzeyi yaş gruplarına bağlı olarak değişiyor; 18-24 yaş grubunda yüzde 57.4’ken 65 yaş ve üstünde yüzde 54.3’e düşüyor. Eğitim düzeyi arttıkça mutluluk düzeyi de artış gösteriyor. İlkokul mezunu olanlarda oran yüzde 52.5, yüksekokul ya da üniversite mezunlarındaysa yüzde 63.2’ye yükseliyor.
Evli olanlar da olmayanlardan mutlu. Evli bireylerin yüzde 57.3’ü mutlu, bekârlarda oran yüzde 46.8.
Araştırmaya göre insanları en çok aileleri(%71.2) ve sağlıklı olmak(%70.7) mutlu ediyor.

Wednesday, August 4, 2010

KIRMIZI VE ÇEKİCİLİK

ntvmsnbc.com
04.08.2010
University of Rochester’ın 288 kadın ve 25 erkekle yaptığı araştırmaya göre kırmızı; erkeğe olgun, sosyal statüsü yüksek bir hava ve lider görünümü veriyor. Aynı zamanda kırmızı içinde erkek, kadına çok daha fazla seksi geliyor.

Monday, August 2, 2010

UYKU SÜRESİ

ntvmsnbc.com
01.08.2010
ABD'de Batı Virginia Üniversitesi Tıp Fakültesi tarafından yapılan araştırmaya göre, gece 7 saatten fazla ya da az uyumak, kalp ve damar hastalıkları riskini artırıyor. 5 saatten az veya 9 saatten fazla uyuyanlarda kalp ve damar hastalıkları riskinin neredeyse iki kat arttığını tespit etti.

Sunday, August 1, 2010

MUTLULUK SEBEPLERİ

ntvmsnbc.com
02.08.2010
Cornell Üniversitesi'nde yapılan bir araştırmanın sonuçlarına göre bizleri satın aldığımız eşyalardan çok edindiğimiz "tecrübeler" mutlu ediyor. Eşyalar aracılığıyla hissettiğimiz mutluluk, bu eşyayı bir başkasının eşyası ile kıyasladığımızda kolaylıkla yokolabiliyor. Tecrübeleri ise başkalarıyla kıyaslamak mümkün değil.

Wednesday, July 28, 2010

SOSYALLİK VE UZUN YAŞAM

ntvmsnbc
29.07.2010
Sosyallik, uzun yaşama şansını yüzde 50 oranında artırıyor. Yalnızlık ise; günde 15 sigara içmeye, alkolik olmaya, spor yapmamaya ve hatta obez olmaya bedel. Bu sonuç 7.5 yıllık bir zaman diliminde gerçekleştirilen ve insanların birbirleri ile olan ilişkilerinin incelendiği 148 araştırmanın verilerinden ortaya çıktı.