CAHİLLİKLER KİTABI_J.LLOYD-J.MITCHINSON
SAYFA 206
Dünya üzerinde her yıl kadınların %10'u, erkeklerin %3-5'i ciddi depresyona giriyor. Türkiye'de oran kadınlarda %24, erkeklerde %3.
Sunday, September 6, 2009
Monday, January 5, 2009
ZEKA, DEĞİŞİK ALANLAR
CUMHURİYET_E.ATABEK
Howard Gardner Harvard Universitesi ve Boston Universitesi ogretim uyesi psikoloji profesoru; iste bu ''tek zeka tipi'' ne karsi cikarak ''coklu zeka'' teorisini ortaya atiyor. (Multipl intelligence terimine ''coklu zeka'' denebilir. Ancak terimi daha iyi acikladigini dusundugum ''degisik alanlar zekasi'' ni yegliyorum.) Prof.Gardner, zekanin kisiye ozgu oldugunu, standart tek bir zekanin olmadigini, onun icin de degisik alanlarda ''daha zeki'' olanlarin varliginin bilinmesini oneriyor. Insanin daha basarili oldugu degisik alanlar bulundugunu, cesitli insanlarin bu degisik alanlarda zekaya dayali buyuk beceriler gosterdigini belirtiyor. Bir alanda cok basarili olan birisinin oteki alanlarda ''sonuk'' olabilecegini ya da birkac alanda ''parlak zeka'' gosteren kisilerin olabilecegini acikliyor. Konunun onemi cok buyuktur, cunku hem insanlara yeni bir bakis acisi sagliyor hem de egitimde, aile icinde, is yasaminda yeni boyutlara ulasma yollarini aciyor. Gardner'in calismalarina gore 'zeka alanlari' soyle:
1. Dilsel zeka: Yazma, konusma, espriler yapma, okuma.
2. Mantiksal/matematiksel zeka: Problem cozme, sorgulama, hesap yapma, deney yapma.
3. Gorsel/alansal zeka: Boyama, cizme, harita okuma, motif cizme, ornek yaratma.
4. Bedensel/kinestetik zeka: Dans, egzersiz, spor yapma, mumkun oldugunca hareket etme.
5. Muziksel/ritmik zeka: Sarki soyleme, tempo tutma, muzik dinleme, enstruman calma.
6. Sosyal zeka: Gruplarla calisma, aracilik etme, birinin duygularini anlama.
7. Kisiye donuk zeka: Derin dusunce, hayal kurma, hedef koyma, yalniz olma.
Bu goruslerin egitim programlarinda, ogretmen tutumlarinda onemi oyle buyuk ki belki de butun egitimin eksenlerinin yeniden gozden gecirilmesi gerekiyor. Ailelerin cocuklarini artik yeni acilardan degerlendirmesi gerekiyor. 'Matematige pek akli ermiyor' sanilan cocuklarin bir yana itilmeleri degil, ''hangi alanlarda zeki olduklari'' nin arastirilmasi gerekiyor. Genclerin meslege yonelislerinde bu teorinin bilinmesi ozel bir onem tasiyor.
Howard Gardner Harvard Universitesi ve Boston Universitesi ogretim uyesi psikoloji profesoru; iste bu ''tek zeka tipi'' ne karsi cikarak ''coklu zeka'' teorisini ortaya atiyor. (Multipl intelligence terimine ''coklu zeka'' denebilir. Ancak terimi daha iyi acikladigini dusundugum ''degisik alanlar zekasi'' ni yegliyorum.) Prof.Gardner, zekanin kisiye ozgu oldugunu, standart tek bir zekanin olmadigini, onun icin de degisik alanlarda ''daha zeki'' olanlarin varliginin bilinmesini oneriyor. Insanin daha basarili oldugu degisik alanlar bulundugunu, cesitli insanlarin bu degisik alanlarda zekaya dayali buyuk beceriler gosterdigini belirtiyor. Bir alanda cok basarili olan birisinin oteki alanlarda ''sonuk'' olabilecegini ya da birkac alanda ''parlak zeka'' gosteren kisilerin olabilecegini acikliyor. Konunun onemi cok buyuktur, cunku hem insanlara yeni bir bakis acisi sagliyor hem de egitimde, aile icinde, is yasaminda yeni boyutlara ulasma yollarini aciyor. Gardner'in calismalarina gore 'zeka alanlari' soyle:
1. Dilsel zeka: Yazma, konusma, espriler yapma, okuma.
2. Mantiksal/matematiksel zeka: Problem cozme, sorgulama, hesap yapma, deney yapma.
3. Gorsel/alansal zeka: Boyama, cizme, harita okuma, motif cizme, ornek yaratma.
4. Bedensel/kinestetik zeka: Dans, egzersiz, spor yapma, mumkun oldugunca hareket etme.
5. Muziksel/ritmik zeka: Sarki soyleme, tempo tutma, muzik dinleme, enstruman calma.
6. Sosyal zeka: Gruplarla calisma, aracilik etme, birinin duygularini anlama.
7. Kisiye donuk zeka: Derin dusunce, hayal kurma, hedef koyma, yalniz olma.
Bu goruslerin egitim programlarinda, ogretmen tutumlarinda onemi oyle buyuk ki belki de butun egitimin eksenlerinin yeniden gozden gecirilmesi gerekiyor. Ailelerin cocuklarini artik yeni acilardan degerlendirmesi gerekiyor. 'Matematige pek akli ermiyor' sanilan cocuklarin bir yana itilmeleri degil, ''hangi alanlarda zeki olduklari'' nin arastirilmasi gerekiyor. Genclerin meslege yonelislerinde bu teorinin bilinmesi ozel bir onem tasiyor.
ZEKA'YA SUSAM SOKAĞI
GÜNCEL PSİKOLOJİ
KIŞ 2005 SAYFA 37
Susam Sokağı, özellikle gelir ve eğitim düzeyi çocukların zeka seviyelerinde 1.5 zeka yaşlık bir ilerleme yapmıştır ki bu etki, hiçbir ilaç veya ameliyatla sağlanamaz.
KIŞ 2005 SAYFA 37
Susam Sokağı, özellikle gelir ve eğitim düzeyi çocukların zeka seviyelerinde 1.5 zeka yaşlık bir ilerleme yapmıştır ki bu etki, hiçbir ilaç veya ameliyatla sağlanamaz.
ZEKANIN ATILIM YAPTIĞI YILLAR
CUMHURİYET
24.7.2000
Birinci dönem, 5yaş dönemi ki bu, 0-6 yaş dönemidir. Algının, dikkatin, belleğin, muhakemenin, sorun çözmenin, imgelem-tasarı -kurgulamanın en özgür, seçiciliğe yönelen, yaratıcılığa genişleyen ''büyük gelişme dönemi.
İkinci dönem de 11-15 yaşları,biyolojik-psikolojik büyük sıçrama.Bu iki dönem kaçırılırsa zekanın büyük geliştirmeler göstermesi imkansız
24.7.2000
Birinci dönem, 5yaş dönemi ki bu, 0-6 yaş dönemidir. Algının, dikkatin, belleğin, muhakemenin, sorun çözmenin, imgelem-tasarı -kurgulamanın en özgür, seçiciliğe yönelen, yaratıcılığa genişleyen ''büyük gelişme dönemi.
İkinci dönem de 11-15 yaşları,biyolojik-psikolojik büyük sıçrama.Bu iki dönem kaçırılırsa zekanın büyük geliştirmeler göstermesi imkansız
ZEKA İLE OKULA BAŞLAMA YAŞI
GÜNCEL PSİKOLOJİ
HAZİRAN 2002 SAYFA 76
Çocukların okula başlamaları gereken zamandan sonra başlamadıkları heryıl zeka kaysayılarında beş puanlık bir düşüş yaratır. G.Afrika'da yapılan bu araştırma ABD'de de desteklenmiştir.
HAZİRAN 2002 SAYFA 76
Çocukların okula başlamaları gereken zamandan sonra başlamadıkları heryıl zeka kaysayılarında beş puanlık bir düşüş yaratır. G.Afrika'da yapılan bu araştırma ABD'de de desteklenmiştir.
ZEKA İLE EMZİRME
GÜNCEL PSİKOLOJİ
HAZİRAN 2002 SAYFA 77
Anneleri tarafından emzirilen bebekler, emzirilmeyenlere göre 3 yaşında 3-8 puan daha fazla IQ'ya sahip oluyorlar.
HAZİRAN 2002 SAYFA 77
Anneleri tarafından emzirilen bebekler, emzirilmeyenlere göre 3 yaşında 3-8 puan daha fazla IQ'ya sahip oluyorlar.
ZAMAN KULLANIMI
CUMHURİYET
6.10.2002
Milli prodüktivite Merkezinin hazırladığı rapora göre, insanlar zamanlarının %60'ını kontrol edebilirler. %20'si beklenmedik faaliyetlere, %20'si kendiliğinden gelişen sosyal faaliyetlere ayrılır. 60dk.lık çalışma süresince, kişinin ilk 10dk. %98'lik performansı, 30 dk. %60'a, 60.dk.'da %0'a inmektedir.
6.10.2002
Milli prodüktivite Merkezinin hazırladığı rapora göre, insanlar zamanlarının %60'ını kontrol edebilirler. %20'si beklenmedik faaliyetlere, %20'si kendiliğinden gelişen sosyal faaliyetlere ayrılır. 60dk.lık çalışma süresince, kişinin ilk 10dk. %98'lik performansı, 30 dk. %60'a, 60.dk.'da %0'a inmektedir.
YATAĞINI ISLATMAK
HÜRRİYET PAZAR
26.7.98 SAYFA 12
Son yıllarda yapılan araştırmalar yaş ortalaması 18-64 olan 100 yetişkinden birinin düzenli olarak yatağını ıslattığını gösteriyor.
26.7.98 SAYFA 12
Son yıllarda yapılan araştırmalar yaş ortalaması 18-64 olan 100 yetişkinden birinin düzenli olarak yatağını ıslattığını gösteriyor.
YAŞAMI ANLAMLI KILAN DEĞERLER
KONRAD ADENOVER VAKFI 98 GENÇLİK ARAŞ.
SAYFA 43
Aile %24.4
Eğitim %13.8
Eş %11.2
İdealler %9.6
Mesleki Başarı %9.5
Çocuk %7.4
Din %7.3
Bilgi %6.2
Bir eser bırakmak %4.8
Para %4.7
SAYFA 43
Aile %24.4
Eğitim %13.8
Eş %11.2
İdealler %9.6
Mesleki Başarı %9.5
Çocuk %7.4
Din %7.3
Bilgi %6.2
Bir eser bırakmak %4.8
Para %4.7
YARATICILIK VE DELİLİK
CUMHURİYET BİLİM TEKNİK
24.7.1999
Oxford Üni.psikiyatrist Storr'a göre Dickens, Newton, Churchill gibi yaratıcılık yeteneği olağanüstü kişiler hastadır aslında. Deha, delilik derecesine varan zihinsel bozukluktan kaynaklanır, mutluluk yaratıcılığı ve yenibuluşları engelleyen bir ruh halidir. Yaratıcı insanlar ne kendileriyle ne de dünyayla barışıktırlar.
Tekrarlama eğilimi gösteren manik-depresyon hastalığı özellikle şairlerce yazarlar arasında yaygındır. Manik halde kişinin duygusal algılama yeteneği anormal bir düzeye çıkar. Kendileri ile barışık ve rahat insanlar değişimden hoşlanmazlar. Bu nedenle yaratıclıklarını kullanmaya gerek görmezler.
Storr, Hemingway, Woolf, Allan Poe, Tolstoy ve Puşkin gibi edebiyatçıların depresif olduklarını,intihar saplantısı olduğunu söylüyor. Filozof ve matematikçiler ise yalnız adamlardır, Newton, Kant, Descartes, Hobbes, Nietzche ve Spinoza hiç evlenmemişlerdi, bunlar sayılar ve soyut kavramlar arasındaki ilişkileri insanlara tercih etmişlerdi.
24.7.1999
Oxford Üni.psikiyatrist Storr'a göre Dickens, Newton, Churchill gibi yaratıcılık yeteneği olağanüstü kişiler hastadır aslında. Deha, delilik derecesine varan zihinsel bozukluktan kaynaklanır, mutluluk yaratıcılığı ve yenibuluşları engelleyen bir ruh halidir. Yaratıcı insanlar ne kendileriyle ne de dünyayla barışıktırlar.
Tekrarlama eğilimi gösteren manik-depresyon hastalığı özellikle şairlerce yazarlar arasında yaygındır. Manik halde kişinin duygusal algılama yeteneği anormal bir düzeye çıkar. Kendileri ile barışık ve rahat insanlar değişimden hoşlanmazlar. Bu nedenle yaratıclıklarını kullanmaya gerek görmezler.
Storr, Hemingway, Woolf, Allan Poe, Tolstoy ve Puşkin gibi edebiyatçıların depresif olduklarını,intihar saplantısı olduğunu söylüyor. Filozof ve matematikçiler ise yalnız adamlardır, Newton, Kant, Descartes, Hobbes, Nietzche ve Spinoza hiç evlenmemişlerdi, bunlar sayılar ve soyut kavramlar arasındaki ilişkileri insanlara tercih etmişlerdi.
YARATICILIĞI ARTIRAN ETMENLER
MİLLİYET
4.9.1996 SAYFA 19
insan yaratıcılığa iyi bir uykudan sonra ya da gün boyu hayal kurduktan sonra ulaşabiliyor. Beyne giden oksijen miktarı arttıkça yaratıcılık da artıyor. Yürüyüş %30 oranında, sigarasız bir ortamda çalışmak %40 artırıyor.
4.9.1996 SAYFA 19
insan yaratıcılığa iyi bir uykudan sonra ya da gün boyu hayal kurduktan sonra ulaşabiliyor. Beyne giden oksijen miktarı arttıkça yaratıcılık da artıyor. Yürüyüş %30 oranında, sigarasız bir ortamda çalışmak %40 artırıyor.
YALANI JESTLERDEN ANLAMAK
FOCUS
9.98 SAYFA 80
San Francisco'daki bir araştırma laboratuarına göre, sanıldığı gibi yalan karşısındaki insanın gözlerinden okunamaz. Bu %80'lik bir yanılgıdır.
9.98 SAYFA 80
San Francisco'daki bir araştırma laboratuarına göre, sanıldığı gibi yalan karşısındaki insanın gözlerinden okunamaz. Bu %80'lik bir yanılgıdır.
YAKLAŞMA-UZAKLAŞMA GRADYANLARI
PSİKOLOJİYE GİRİŞ II_R.ATKINSON,HILGARD
SAYFA 572
Mesafenin artmasıyla,kaçınma şiddeti yaklaşma güdülerinden daha çabuk azalır. Korkulan bir nesneden uzaklaşıldıkça, nesne çok daha az korkutucu gelir,ancak çekici bir nesne uzakken de çekiciliğini korur. Bu eski çatışmalarımıza neden tekrar tekrar geri döndüğümüzü açıklar.İlginç olan nokta, korkunun en çok asıl tehlike anında değil,karar anında ortaya çıkmasıdır.
SAYFA 572
Mesafenin artmasıyla,kaçınma şiddeti yaklaşma güdülerinden daha çabuk azalır. Korkulan bir nesneden uzaklaşıldıkça, nesne çok daha az korkutucu gelir,ancak çekici bir nesne uzakken de çekiciliğini korur. Bu eski çatışmalarımıza neden tekrar tekrar geri döndüğümüzü açıklar.İlginç olan nokta, korkunun en çok asıl tehlike anında değil,karar anında ortaya çıkmasıdır.
UYUŞTURUCU BAĞIMLILIĞI
CUMHURİYET
12.10.2003
Vücutta doğal olarak endorfine bağımlılık vardır. Kan basıncını, kalp atım hızını, sıvı-acı dengesini sağlar. Uyku düzenini dengeler. Mikrogramlar seviyesindeki endorfin, eroin alımında miligramlara çıkar. 6 ay kadar denge sabitken, sonra vücut endorfinin üretimini keser. Böylece kalp atışı hızlanır, kan basıncı yükselir burun, göz akıntısı, ishal olur. Acı korunması kalktığı için aşırı acı hissedilir. Yıllarca tedavi sonrasında bile beyin algılayıcıları vücudun ürettiği Endorfin miktarını yetersiz bulup, yeniden endorfine ihtiyaç duyar.
12.10.2003
Vücutta doğal olarak endorfine bağımlılık vardır. Kan basıncını, kalp atım hızını, sıvı-acı dengesini sağlar. Uyku düzenini dengeler. Mikrogramlar seviyesindeki endorfin, eroin alımında miligramlara çıkar. 6 ay kadar denge sabitken, sonra vücut endorfinin üretimini keser. Böylece kalp atışı hızlanır, kan basıncı yükselir burun, göz akıntısı, ishal olur. Acı korunması kalktığı için aşırı acı hissedilir. Yıllarca tedavi sonrasında bile beyin algılayıcıları vücudun ürettiği Endorfin miktarını yetersiz bulup, yeniden endorfine ihtiyaç duyar.
UYKU-ÖLÜM, MİTOLOJİDE
PSYKHIETRIA VE MYTHOS_K.DINCMEN
SAYFA 40
Hypnos, uyku tanrısı; Thanatos, ölüm tanrısıdır. Gece(Nyx)'den babasız olarak doğmuşlardır.
SAYFA 40
Hypnos, uyku tanrısı; Thanatos, ölüm tanrısıdır. Gece(Nyx)'den babasız olarak doğmuşlardır.
TEK ÇOCUĞUN BENCİLLİĞİ
THEORIES OF PERSONALITY_D.SCHULTZ
SAYFA 142
Adler'in de önerdiği ve genelde kabul gören bir fikir olan, tek çocukların bencil oldukları ve paylaşmayı bilmedikleri önerisi aslında temelsizdir. Çünkü bu çocuklar daha paylaşımcıdırlar. Ancak ben-merkezci kişilik yapısına sahiptirler ve daha az popülerdirler. Ancak genelde yüksek karakter özelliklerine sahiptirler.
SAYFA 142
Adler'in de önerdiği ve genelde kabul gören bir fikir olan, tek çocukların bencil oldukları ve paylaşmayı bilmedikleri önerisi aslında temelsizdir. Çünkü bu çocuklar daha paylaşımcıdırlar. Ancak ben-merkezci kişilik yapısına sahiptirler ve daha az popülerdirler. Ancak genelde yüksek karakter özelliklerine sahiptirler.
TATLININ PSİKOLOJİK ETKİLERİ
İNSAN VE DAVRANIŞI_D.CÜCELOĞLU
SAYFA 48
Araştırmalar tatlının birçok kimsede karamsarlık ve çöküntü duygusu yarattığı gösteriyor.
SAYFA 48
Araştırmalar tatlının birçok kimsede karamsarlık ve çöküntü duygusu yarattığı gösteriyor.
ŞİŞMANLARDA PSİKOLOJİK RAHATSIZLIKLAR
HÜRRİYET
8.2.1998
Şişmanların mutlu insanlar oldukları düşünülür. Tam tersine, şişmanlarda psikolojik rahatsızlığa yakalananların sayısı normallere göre iki kat fazla.
8.2.1998
Şişmanların mutlu insanlar oldukları düşünülür. Tam tersine, şişmanlarda psikolojik rahatsızlığa yakalananların sayısı normallere göre iki kat fazla.
ŞİDDET, TELEVİZYONDA
PSYCHOLOGY_D.G.MYERS
SAYFA 19
Amerika'da Harris ve Gallup'un yaptığı bir araştırmaya göre halkın %72'si TV'de çok fazla şiddet olduğundan şikayetçi.
SAYFA 19
Amerika'da Harris ve Gallup'un yaptığı bir araştırmaya göre halkın %72'si TV'de çok fazla şiddet olduğundan şikayetçi.
ŞEMPANZELERDE SEMBOLİK ANLATIM
THE NEW CHEMPANZIES,BELGESEL
Hayvanlarda da kültürel gelenekler vardır. Örneğin, yapraklara önce parmakları basan sonra ağzına alıp atan şempanzeler bu doğrudan işe yaramaz hareketle kendi kültürlerine göre başka bir maymunu çağırıyor ve bitlerini temizlemesini istiyordur. Bir diğer Şempanze kültürüne göre bu cinsel birleşme için çağrıdır.
Hayvanlarda da kültürel gelenekler vardır. Örneğin, yapraklara önce parmakları basan sonra ağzına alıp atan şempanzeler bu doğrudan işe yaramaz hareketle kendi kültürlerine göre başka bir maymunu çağırıyor ve bitlerini temizlemesini istiyordur. Bir diğer Şempanze kültürüne göre bu cinsel birleşme için çağrıdır.
SULLIVAN VE KİŞİLER ARASI İLİŞKİLER
KİŞİLİK KURAMLARI_G.YANBASTI
SAYFA 120
Sullivan davranış bozukluklarının temelini ilişkilerde bulur. Anksiyete, insan varlığının ortak yıkıcı yönüdür ve iletişim sorunlarının da sebebidir. Anksiyete sonucu benlik oluşur. Kişiliğin başlıca görevi gerilimi azaltmaktır. Sullivan sosyal yaklaşımlı analistlerin en önemlisidir.
SAYFA 120
Sullivan davranış bozukluklarının temelini ilişkilerde bulur. Anksiyete, insan varlığının ortak yıkıcı yönüdür ve iletişim sorunlarının da sebebidir. Anksiyete sonucu benlik oluşur. Kişiliğin başlıca görevi gerilimi azaltmaktır. Sullivan sosyal yaklaşımlı analistlerin en önemlisidir.
STRESİN YOLAÇTIĞI TIBBİ SORUNLAR
PSİKOLOJİYE GİRİŞ II_R.ATKINSON,HILGARD
SAYFA 592
Duygu heyecan ile ilgili stresin, tüm tıbbi sorunların %50'den fazlasında rol oynadığı tahmin edilmektedir. En sık karşılaşılan rahatsızlıklar alerjiler, migren, başağrıları, yüksek tansiyon, kalp hastalığı, ülserler ve akneler'dir.
SAYFA 592
Duygu heyecan ile ilgili stresin, tüm tıbbi sorunların %50'den fazlasında rol oynadığı tahmin edilmektedir. En sık karşılaşılan rahatsızlıklar alerjiler, migren, başağrıları, yüksek tansiyon, kalp hastalığı, ülserler ve akneler'dir.
STRES, ABD'DE
PSYCHOLOGY_D.G.MYERS
SAYFA 19
Amerika'da Harris ve Gallup'un yaptığı bir araştırmaya göre halkın %89'u yoğun stress altında.
SAYFA 19
Amerika'da Harris ve Gallup'un yaptığı bir araştırmaya göre halkın %89'u yoğun stress altında.
SPOR, SADECE DÜŞÜNEREK
HÜRRİYET
1.3.1998
The Independent On Sunday gazetesinin haberinde belirtildiği üzere, belli egzersiz yapan ve sadece bu egzersizleri düşünen iki grup denek üzerinde kas gücü gelişimi ölçüldü. 4 hafta sonra, sadece hayal eden grubun kaslarının %16 oranında geliştiği gözlendi.
1.3.1998
The Independent On Sunday gazetesinin haberinde belirtildiği üzere, belli egzersiz yapan ve sadece bu egzersizleri düşünen iki grup denek üzerinde kas gücü gelişimi ölçüldü. 4 hafta sonra, sadece hayal eden grubun kaslarının %16 oranında geliştiği gözlendi.
SOSYAL FOBİ
SOCIAL PHOBIA_R.G.HEIMBERG et al.
SAYFA 6
DSMIII-R'da sosyal fobi, psikiyatrik rahatsızlıklar içersinde depresyon ve alkol bağımlılığından sonra üçüncü en önemli bozukluk.
SAYFA 6
DSMIII-R'da sosyal fobi, psikiyatrik rahatsızlıklar içersinde depresyon ve alkol bağımlılığından sonra üçüncü en önemli bozukluk.
SEX ARAŞTIRMASI
WWW.DUREX.COM
Dünyada yılda çiftler ortalama 138 kez sex yapıyor. (TR'de 114)
Nüfusun %11', hiç sex yapmamış.
%24 ilk ay içinde, %17 ilk gece sex yapmayı bekliyor.
Dünyada yılda çiftler ortalama 138 kez sex yapıyor. (TR'de 114)
Nüfusun %11', hiç sex yapmamış.
%24 ilk ay içinde, %17 ilk gece sex yapmayı bekliyor.
SEKS'E TEPKİ
AKTÜEL
23.4.1998
17-35 yaşındaki her 3 Alman'dan biri cinsel ilişki zorunluluğundan kurtulmak istiyor.
23.4.1998
17-35 yaşındaki her 3 Alman'dan biri cinsel ilişki zorunluluğundan kurtulmak istiyor.
SAVUNMA MEKANİZMALARI
KİŞİLİK KURAMLARI_G.YANBASTI
SAYFA 29
1.Bastırma
2.Neden bulma
3.Yansıtma
4.Ödünleme
5.Yüceltme
6.Özdeşleşme
7.Yön Değiştirme
SAYFA 29
1.Bastırma
2.Neden bulma
3.Yansıtma
4.Ödünleme
5.Yüceltme
6.Özdeşleşme
7.Yön Değiştirme
SAHTE YÜZ İFADELERİ
FOCUS
9.98 SAYFA 83
İnsanlar, yüzün alt kısmıyla ikna edici bir biçimde gülerken, alın kasları gülme emrine itaat etmiyor, derinlerde kalmış korkular ortaya çıkıyor. Sahte bir gülümseme, konuşma ritmi-vücud senkronize ve simetrik olmuyor, uzun sürüyor.
9.98 SAYFA 83
İnsanlar, yüzün alt kısmıyla ikna edici bir biçimde gülerken, alın kasları gülme emrine itaat etmiyor, derinlerde kalmış korkular ortaya çıkıyor. Sahte bir gülümseme, konuşma ritmi-vücud senkronize ve simetrik olmuyor, uzun sürüyor.
RÜYA ANALİZİ, FREUD'DA
THEORIES OF PERSONALITY_D.SCHULTZ
SAYFA 70
düz-önden ev erkek bedeni
balkonlu ev kadın bedeni
kral ve kraliçe ebeveynler
küçük hayvanlar çocuklar
çocuk genital organ
çocukla oynama masturbasyon
kellik, diş çekimi hadımlaştırma
uzun objeler (mum, şemsiye, yılan)
erkek genital
kapalı objeler (kutu,fırın,paket,klozet)
kadın genital
merdiven çıkmak,araba sürmek,ata binmek
cinsel ilişki
duş almak doğum
seyahate çıkmak dalmak
kalabalıkta çıplaklık farkedilme isteği
uçmak takdir isteği
düşmek doyum durumuna dönme isteği
SAYFA 70
düz-önden ev erkek bedeni
balkonlu ev kadın bedeni
kral ve kraliçe ebeveynler
küçük hayvanlar çocuklar
çocuk genital organ
çocukla oynama masturbasyon
kellik, diş çekimi hadımlaştırma
uzun objeler (mum, şemsiye, yılan)
erkek genital
kapalı objeler (kutu,fırın,paket,klozet)
kadın genital
merdiven çıkmak,araba sürmek,ata binmek
cinsel ilişki
duş almak doğum
seyahate çıkmak dalmak
kalabalıkta çıplaklık farkedilme isteği
uçmak takdir isteği
düşmek doyum durumuna dönme isteği
RUHSAL BOZUKLUKLARIN NÜFUSDAKİ YERİ
KİŞİLİK_Ö.KÖKNEL
SAYFA 31-33
MANİ-MELANKOLİ : %05
SARA : %1.5
ŞİZOFRENİ : %1
Kalıtımsal ruhsal bozukluk ihtimali: %03
SAYFA 31-33
MANİ-MELANKOLİ : %05
SARA : %1.5
ŞİZOFRENİ : %1
Kalıtımsal ruhsal bozukluk ihtimali: %03
RUH SAĞLIĞI PROBLEMİ SIKLIĞI
CUMHURİYET
10.10.2002
Dünya nüfusunun 4'de birinin ruh sağlığı sorunu olduğu bildirildi. Türkiye'de ise ruhsal hastalık sıklığı %17.2 ve en çok depresyona rastlanıyor. TR'de 15-54 yaş grubuna 300,000 şizofreni hastası var ve her yıl 6000 yeni şizofreni ortaya çıkıyor.
10.10.2002
Dünya nüfusunun 4'de birinin ruh sağlığı sorunu olduğu bildirildi. Türkiye'de ise ruhsal hastalık sıklığı %17.2 ve en çok depresyona rastlanıyor. TR'de 15-54 yaş grubuna 300,000 şizofreni hastası var ve her yıl 6000 yeni şizofreni ortaya çıkıyor.
PSİKOTERAPİDEKİ ORTAK FAKTÖRLER
PSİKOLOJİYE GİRİŞ II_R.ATKINSON,HILGARD
SAYFA 686
Genelde, farklı yönelimleri olan deneyimli terapistler,hastalarına yardım etmede eşit derecede etkilidirler. Bu sonuçlar, ortak faktörlerin spesifik faktörlerden daha önemli olabileceğini göstermektedir
1.Sıcaklık ve güven
2.Rahatlama ve destek
3.Duyarsızlaşma
4.Anlama ya da kavrama
5.Uyum sağlayıcı davranışların pekiştirilmesi
SAYFA 686
Genelde, farklı yönelimleri olan deneyimli terapistler,hastalarına yardım etmede eşit derecede etkilidirler. Bu sonuçlar, ortak faktörlerin spesifik faktörlerden daha önemli olabileceğini göstermektedir
1.Sıcaklık ve güven
2.Rahatlama ve destek
3.Duyarsızlaşma
4.Anlama ya da kavrama
5.Uyum sağlayıcı davranışların pekiştirilmesi
PSİKOLOJİK RAHATSIZLIK ORANI
RADYO1
Kadınların 1/5'inin psikolojik bir rahatsızlığı var. Aynı oran erkeklerde 1/10.
Kadınların 1/5'inin psikolojik bir rahatsızlığı var. Aynı oran erkeklerde 1/10.
PSİKOLOJİ TARİHİ
KİŞİLİK KURAMLARI_G.YANBASTI
SAYFA 2
Antik Yunan’da doğa felsefecileri, tüm evrenin canlı olduğuna inanırlardı.(animizm) Yani herşeyin ruhu vardı, herşey psikolojinin konusuydu. Obje-suje aynıydı, evrenin birliği anlaşılmaya çalışılıyordu. Oysa, bilimin varolabilmesi, bilen suje ile bilinen obje ilişkisini gerektirir.
Bu çağ insanı, insanlardan başka şeyleri de kendileriyle aynı kabul ettiklerinden, Tanrı’ya kurban ettiklerinden özür dilerlerdi. Bu tavır, Piaget’in 5-6 yaş çocuklarında yürürken, ayın da kendileriyle gittiği animizmine benzer.
İnsan, zaten içinde bulunduğu dünyayla daha iyi uyuşabilmek için önce kendini dünyadan ayırdı. Yani obje-suje ayrımı bilmin doğuşunu sağladı. Bilgi tarihinde Sokrates, bilen benin ortaya çıkması ve bilme imkan vermesi bakımından dönüm noktası sayılır. Nitekim, Aristotales, bilimleri ayrı ayrı görür. Artık özne, kapalı bir sistem olarak kalır. Maddi dünyadan alınan veriler, zihnin boyutlarını açıklamakta yetersizdir.
İlkçağlarda ruh, gizli, dinamik güçlerdi. Bedenden ayrılabilen, davranışları dışardan yönetebilen, iyi-kötü nitelikleri olan şeylerdi. Akıl hastaları da, bedenlerine kötü ruh taşıdıkları için zulüm görmüşlerdir.
Aristotales’in psikolojisi ; tabula rasa, madde=ruh, herşeyin amacı üstün formu gerçekleştirmektir.
Ortaçağda, form=tanrı ama madde bunlara eşit değil. Augustinous’la Platon’a dönüldü ve gerçeklik dünyadan tanrıya taşındı. Dolayısıyla Tanrının kuralları dışında birşey sorgulanamazdı. (Patristik)
Aquinolu Thomas, tanrının eserinin de mükemmel olacağı ve müdahaleye gerek olmayacağı görüşüyle (Sekülarizasyon), tanrı müdahalesinden uzak, kendi otonomisine sahip dünyayı tanımaya çalışmayı, yani tekrar bilme gereği doğurmuştur. (Skolastik)
Tek uygarlık yaratan aklın Hristiyanlarınki olduğu görüşü, coğrafi keşiflerle yıkıldı ve tekrar animizme dönüldü. (Rönesans)
17.yy’da tekrar, obje-suje farklılaşması yaratıldı Descartes’la. Çünkü artık doğanın yenilikleri tükenmişti ve insanoğlu onu bilmek ve ona sahip olmak istiyordu. Descartes’a göre akıl, rasyonel olan dünyayı kavrar, sadece ruh bilinemez.
17.yy’ın makine insanı, 18.yy’da Galile’yle tüm evrenin mekanik olduğunu düşündü.”
SAYFA 2
Antik Yunan’da doğa felsefecileri, tüm evrenin canlı olduğuna inanırlardı.(animizm) Yani herşeyin ruhu vardı, herşey psikolojinin konusuydu. Obje-suje aynıydı, evrenin birliği anlaşılmaya çalışılıyordu. Oysa, bilimin varolabilmesi, bilen suje ile bilinen obje ilişkisini gerektirir.
Bu çağ insanı, insanlardan başka şeyleri de kendileriyle aynı kabul ettiklerinden, Tanrı’ya kurban ettiklerinden özür dilerlerdi. Bu tavır, Piaget’in 5-6 yaş çocuklarında yürürken, ayın da kendileriyle gittiği animizmine benzer.
İnsan, zaten içinde bulunduğu dünyayla daha iyi uyuşabilmek için önce kendini dünyadan ayırdı. Yani obje-suje ayrımı bilmin doğuşunu sağladı. Bilgi tarihinde Sokrates, bilen benin ortaya çıkması ve bilme imkan vermesi bakımından dönüm noktası sayılır. Nitekim, Aristotales, bilimleri ayrı ayrı görür. Artık özne, kapalı bir sistem olarak kalır. Maddi dünyadan alınan veriler, zihnin boyutlarını açıklamakta yetersizdir.
İlkçağlarda ruh, gizli, dinamik güçlerdi. Bedenden ayrılabilen, davranışları dışardan yönetebilen, iyi-kötü nitelikleri olan şeylerdi. Akıl hastaları da, bedenlerine kötü ruh taşıdıkları için zulüm görmüşlerdir.
Aristotales’in psikolojisi ; tabula rasa, madde=ruh, herşeyin amacı üstün formu gerçekleştirmektir.
Ortaçağda, form=tanrı ama madde bunlara eşit değil. Augustinous’la Platon’a dönüldü ve gerçeklik dünyadan tanrıya taşındı. Dolayısıyla Tanrının kuralları dışında birşey sorgulanamazdı. (Patristik)
Aquinolu Thomas, tanrının eserinin de mükemmel olacağı ve müdahaleye gerek olmayacağı görüşüyle (Sekülarizasyon), tanrı müdahalesinden uzak, kendi otonomisine sahip dünyayı tanımaya çalışmayı, yani tekrar bilme gereği doğurmuştur. (Skolastik)
Tek uygarlık yaratan aklın Hristiyanlarınki olduğu görüşü, coğrafi keşiflerle yıkıldı ve tekrar animizme dönüldü. (Rönesans)
17.yy’da tekrar, obje-suje farklılaşması yaratıldı Descartes’la. Çünkü artık doğanın yenilikleri tükenmişti ve insanoğlu onu bilmek ve ona sahip olmak istiyordu. Descartes’a göre akıl, rasyonel olan dünyayı kavrar, sadece ruh bilinemez.
17.yy’ın makine insanı, 18.yy’da Galile’yle tüm evrenin mekanik olduğunu düşündü.”
PSİKOLOJİ NEDİR?, 1960'LARDAN SONRA
PSYCHOLOGY_D.G.MYERS
SAYFA 3
Psikoloji tekrar bilişsel süreçleri incelemeye başladı ve "the science of behavior and mental behavior" olarak tanımlandı.
SAYFA 3
Psikoloji tekrar bilişsel süreçleri incelemeye başladı ve "the science of behavior and mental behavior" olarak tanımlandı.
PSİKOLOJİ NEDİR?, 1920'LERE KADAR
PSYCHOLOGY_D.G.MYERS
SAYFA 2
Wundt'un araştırma yöntemi "introspection" (içebakış)'dı. 1920'lere kadar psikolojiyi "the science of mental life" olarak tanımlandı.
SAYFA 2
Wundt'un araştırma yöntemi "introspection" (içebakış)'dı. 1920'lere kadar psikolojiyi "the science of mental life" olarak tanımlandı.
PSİKOLOJİ NEDİR?, 1920-1960
PSYCHOLOGY_D.G.MYERS
SAYFA 2
Bu zaman diliminde Amerikalı psikologlar psikolojiyi "the science of observable behavior" olarak tanımladılar. Çünkü, bir bilim daima gözlenebilir şeyleri inceler ve bu psikoloji için farklı durumlarda gösterilen davanışlardır.
SAYFA 2
Bu zaman diliminde Amerikalı psikologlar psikolojiyi "the science of observable behavior" olarak tanımladılar. Çünkü, bir bilim daima gözlenebilir şeyleri inceler ve bu psikoloji için farklı durumlarda gösterilen davanışlardır.
PSİKOLOJİ BİLMİNİ KURANLAR
PSYCHOLOGY_D.G.MYERS
SAYFA 2
Wundt fizyolog ve filozoftu ve 1879'da ilk psikoloji laboratuvarını kurdu, Pavlov bir Rus fiyoloğuydu, Freud Avusturyalı bir fizikçiydi. Piaget İsvaçli bir biyologdu, William James ise Amerika'lı bir filozoftu.
SAYFA 2
Wundt fizyolog ve filozoftu ve 1879'da ilk psikoloji laboratuvarını kurdu, Pavlov bir Rus fiyoloğuydu, Freud Avusturyalı bir fizikçiydi. Piaget İsvaçli bir biyologdu, William James ise Amerika'lı bir filozoftu.
PSİKOLOG SAYISI
PSYCHOLOGY_D.G.MYERS
SAYFA 2
1992'de 500000 psikolog görev yapıyordu ve bu rakam 1980 yılındakinin iki katıdır. Bu 500000 psikoloğun %40'ı Amerika'dadır.
SAYFA 2
1992'de 500000 psikolog görev yapıyordu ve bu rakam 1980 yılındakinin iki katıdır. Bu 500000 psikoloğun %40'ı Amerika'dadır.
PSİKİYATRİK TEDAVİYİ GÖREN AİLE ÜYESİ
VAROLUŞ VE PSİKİYATRİ
SAYFA 85
Psikiyatrik tedavi söz konusu olduğunda, çoğu kez ailenin yanlış üyesi hastaneye yatar!
SAYFA 85
Psikiyatrik tedavi söz konusu olduğunda, çoğu kez ailenin yanlış üyesi hastaneye yatar!
PSİKANALİZ'İN DOĞUŞU
KİŞİLİK KURAMLARI_G.YANBASTI
SAYFA 15
Hipnozdan çok etkilenen Freud, bilinç ötesi süreçlerin varlığını gördü. Ünlü hekim Breuer ile hipnozla arınma (katarsis) yöntemini uyguladı.Cinselliği fazlaca öne çıkaran Freud'la Breuer'in yolları ayrıldıktan sonra,hastaların uyanıkken de özgürce konuşmalarını teşvik etti ve buna serbest çağrışım ve tedaviye psikanaliz adını verdi.
SAYFA 15
Hipnozdan çok etkilenen Freud, bilinç ötesi süreçlerin varlığını gördü. Ünlü hekim Breuer ile hipnozla arınma (katarsis) yöntemini uyguladı.Cinselliği fazlaca öne çıkaran Freud'la Breuer'in yolları ayrıldıktan sonra,hastaların uyanıkken de özgürce konuşmalarını teşvik etti ve buna serbest çağrışım ve tedaviye psikanaliz adını verdi.
PLASEBO'YA YANIT
GÜNCEL PSİKOLOJİ
KIŞ 2005 SAYFA 14
Colombiya Üni. yapılan incelemeye göre 1981 ile 2000 arasında yapılan 75 antidepresan deneyi gözden geçirildiğinde plasebo verilen insanlarda %30 iyileşme gözlendi.
KIŞ 2005 SAYFA 14
Colombiya Üni. yapılan incelemeye göre 1981 ile 2000 arasında yapılan 75 antidepresan deneyi gözden geçirildiğinde plasebo verilen insanlarda %30 iyileşme gözlendi.
PİAGET'İN ŞEMA KAVRAMI
PSYCHOLOGY_D.G.MYERS
SAYFA 88
Çocukların aklı, büyüklerinkinin minyatürü değildir,onlar dünyayı tamamen farklı şekilde anlarlar. Piagete göre olayları, deneyimlerimizle elde ettiğimiz şemalarla yorumluyoruz.(ASSIMILATE) Eğer bir konudaki şema çok genişlerse veya yeni gözlemlerle çatışırsa, daha başka bir kategori açılıyor.(ACCOMMODATE)
SAYFA 88
Çocukların aklı, büyüklerinkinin minyatürü değildir,onlar dünyayı tamamen farklı şekilde anlarlar. Piagete göre olayları, deneyimlerimizle elde ettiğimiz şemalarla yorumluyoruz.(ASSIMILATE) Eğer bir konudaki şema çok genişlerse veya yeni gözlemlerle çatışırsa, daha başka bir kategori açılıyor.(ACCOMMODATE)
ÖLÜNÜN ARDINDAN TUTULAN YAS
İNSAN OLMAK_E.GEÇTAN
SAYFA 59
Yas gerçekte, ölen kişinin terketmiş ve sevgisinden yoksun bırakmış olmasının verdiği kızgınlığın bilince ulaşması ölüye kızılamayacağı için engellendiğinden kendimize yönelir. Eğer yas 2 aydan sonra da devam ediyorsa, ölen kişiye aşırı bağımlılık ve biliçdışı düşmanlık suçluluk duygusuna dönmüş demektir.
SAYFA 59
Yas gerçekte, ölen kişinin terketmiş ve sevgisinden yoksun bırakmış olmasının verdiği kızgınlığın bilince ulaşması ölüye kızılamayacağı için engellendiğinden kendimize yönelir. Eğer yas 2 aydan sonra da devam ediyorsa, ölen kişiye aşırı bağımlılık ve biliçdışı düşmanlık suçluluk duygusuna dönmüş demektir.
ÖĞLE UYKUSUNUN FAYDASI
CUMHURİYET BİLİM TEKNİK
26.7.2003
Öğle uykusu gibi 1-1.5 saat uykunun dikkat toplama ve daha verimli çalışmaya önemli olduğu biliniyordu. Son öğrenilenlerin daha kalıcı olduğu da yeni bulgular arasında.
26.7.2003
Öğle uykusu gibi 1-1.5 saat uykunun dikkat toplama ve daha verimli çalışmaya önemli olduğu biliniyordu. Son öğrenilenlerin daha kalıcı olduğu da yeni bulgular arasında.
OVERCONFIDENCE DENEYİ
PSYCHOLOGY_D.G.MYERS
SAYFA 15
Karıştırılmış 3 kelime ve bunların çözülmüş halleri gösterildi.(wreat-water, etryn-entry...) Böyle bir çözüme ne kadar sürede ulaşabilcekleri soruldu, genelde 10sn'de ulaşabilceklerini söyleyen denekler ortalama 3dk harcadılar. (ochsa-khaos)
SAYFA 15
Karıştırılmış 3 kelime ve bunların çözülmüş halleri gösterildi.(wreat-water, etryn-entry...) Böyle bir çözüme ne kadar sürede ulaşabilcekleri soruldu, genelde 10sn'de ulaşabilceklerini söyleyen denekler ortalama 3dk harcadılar. (ochsa-khaos)
ORAL VE ANAL TİP DENEYİ
THEORIES OF PERSONALITY_D.SCHULTZ
SAYFA 77
Deneyde oral ve anal tipin konformist ve itiatkarlıkları sınandı. Freud'a göre, oral tip daha itaatkar, anal tip ise daha hırçın ve uyuma karşı direnç göstermeliydi. Bu hipotez desteklendi. Deneklere bir ışığın uzaklığını, otorite karşısında bildirmeleri istenmişti. Otorite,uzaklığı önceden tahmin ediyordu
(Kline,1972)
SAYFA 77
Deneyde oral ve anal tipin konformist ve itiatkarlıkları sınandı. Freud'a göre, oral tip daha itaatkar, anal tip ise daha hırçın ve uyuma karşı direnç göstermeliydi. Bu hipotez desteklendi. Deneklere bir ışığın uzaklığını, otorite karşısında bildirmeleri istenmişti. Otorite,uzaklığı önceden tahmin ediyordu
(Kline,1972)
ORAL TİP ARAŞTIRMASI
THEORIES OF PERSONALITY_D.SCHULTZ
SAYFA 77
Oral tip, Freud'a göre, daha fazla yemek yemelidir. Gerçekten de Rorschach testinde Oral tip çıkanların pek çoğunda ciddi oranda şişmanlığa rastlandı. (Masling, Rabie, Blondheim,1967)
SAYFA 77
Oral tip, Freud'a göre, daha fazla yemek yemelidir. Gerçekten de Rorschach testinde Oral tip çıkanların pek çoğunda ciddi oranda şişmanlığa rastlandı. (Masling, Rabie, Blondheim,1967)
OEIDIPUS KOMPLEKSİ DENEYİ
THEORIES OF PERSONALITY_D.SCHULTZ
SAYFA 76
Üniversite öğrencilerinde yapılan bir araştırmada, Freud'un tahmin ettiği gibi erkekler hadım edilme korkusuyla iligili rüyaları, kadınlar da penis kıskançlığı ve hadımlaştırma isteğiyle ilgili rüyaları daha fazla gördüler.
SAYFA 76
Üniversite öğrencilerinde yapılan bir araştırmada, Freud'un tahmin ettiği gibi erkekler hadım edilme korkusuyla iligili rüyaları, kadınlar da penis kıskançlığı ve hadımlaştırma isteğiyle ilgili rüyaları daha fazla gördüler.
OEIDIPUS KOMPLEKSİ DENEYİ
THEORIES OF PERSONALITY_D.SCHULTZ
SAYFA 76
4-5 yaşındaki çocukların erkeklik ve kadınlık arasındaki anatomik farkların bilincinde olup olmadığını anlamak için, oyuncaklara uygun cinsel organı yerleştirilmesi istendi. Pek çoğu bunu başaramadı. Hatta Freud'un yaşadığı zamanda cinselliğin çocuklarca daha da az bilindiğini düşünürsek, Oedipus kompleksinin 4-5 yaşlarına oluşması olası görünmüyor.
SAYFA 76
4-5 yaşındaki çocukların erkeklik ve kadınlık arasındaki anatomik farkların bilincinde olup olmadığını anlamak için, oyuncaklara uygun cinsel organı yerleştirilmesi istendi. Pek çoğu bunu başaramadı. Hatta Freud'un yaşadığı zamanda cinselliğin çocuklarca daha da az bilindiğini düşünürsek, Oedipus kompleksinin 4-5 yaşlarına oluşması olası görünmüyor.
OEIDIPUS KOMPLEKSI DENEYİ
THEORIES OF PERSONALITY_D.SCHULTZ
SAYFA 76
Erkek çocukların babalarıyla ilişkilerine bakıldığında, oldukça sıcak ve güçlü bir ilişkilerinin olduğu gözlendi. Freud'un teorisine göre ise, tehdit edici ve cezalandırıcı bir ilişki bulunmalıydı.
SAYFA 76
Erkek çocukların babalarıyla ilişkilerine bakıldığında, oldukça sıcak ve güçlü bir ilişkilerinin olduğu gözlendi. Freud'un teorisine göre ise, tehdit edici ve cezalandırıcı bir ilişki bulunmalıydı.
NEVROTİK İHTİYAÇLAR, HORNEY
PSİKANALİZ VE SONRASI_E.GEÇTAN
SAYFA 254
1.Sevgi ve onay
2.Yaşamını yönetecek bir ortak
3.Yaşamını dar sınırlar içinde tutma
4.Güç kazanmak
5.başkalarını sömürmek
6.saygınlık kazanmak
7.başkalarının hayranlığını kazanmak
8.başarı kazanmak
9.bağımsızlık ve kendine yeterli olma
10.kusursuz olma ve eleştiriye karşı savunma
SAYFA 254
1.Sevgi ve onay
2.Yaşamını yönetecek bir ortak
3.Yaşamını dar sınırlar içinde tutma
4.Güç kazanmak
5.başkalarını sömürmek
6.saygınlık kazanmak
7.başkalarının hayranlığını kazanmak
8.başarı kazanmak
9.bağımsızlık ve kendine yeterli olma
10.kusursuz olma ve eleştiriye karşı savunma
Friday, January 2, 2009
MYERS-BRIGGS TEST
PROJECT MANAGEMENT LECTURE NOTES
Carl Jung's theory of psychological type assumes random human behavior is actually orderly and consistent.
Extraversion :
Introversion :
oriented towards thoughtful consideration
Sensing :
practical, common sense of view of event, facts, no imagination, concrete, what is actually there, realistic, observant
INtuition :
complex patterns, theoretical implications, new possibilities, big picture, beyond the reach of the senses, new ideas
Thinking :
conclude objectively, analytically, logical results, impersonally, cause-effect, logical, consistent
Feeling :
weigh on human factors, makng judgement with personal conviction, personal values, sympathetic, appreciative
Judging :
collect enough data to make a decision, direct path on goal, plan, time management, sudden judge, scheduling, black/white
Perceptive :
disordered, not decide easily, cannot focus, big mistakes
Carl Jung's theory of psychological type assumes random human behavior is actually orderly and consistent.
Extraversion :
Introversion :
oriented towards thoughtful consideration
Sensing :
practical, common sense of view of event, facts, no imagination, concrete, what is actually there, realistic, observant
INtuition :
complex patterns, theoretical implications, new possibilities, big picture, beyond the reach of the senses, new ideas
Thinking :
conclude objectively, analytically, logical results, impersonally, cause-effect, logical, consistent
Feeling :
weigh on human factors, makng judgement with personal conviction, personal values, sympathetic, appreciative
Judging :
collect enough data to make a decision, direct path on goal, plan, time management, sudden judge, scheduling, black/white
Perceptive :
disordered, not decide easily, cannot focus, big mistakes
MÜZİK VE ZEKA İLİŞKİSİ
HÜRRİYET
3.2.1998
Amerikalı bilimadamları yaptıkları araştırmada 3 yaşındaki çocuklara, her gün 10'ar dakika piyano dinlettiler. Bu çocukların diğer çocuklara göre IQ'larının %35 daha yüksek olduğu ortaya çıktı.
3.2.1998
Amerikalı bilimadamları yaptıkları araştırmada 3 yaşındaki çocuklara, her gün 10'ar dakika piyano dinlettiler. Bu çocukların diğer çocuklara göre IQ'larının %35 daha yüksek olduğu ortaya çıktı.
MÜZİK VE ZEKA İLİŞKİSİ
CUMHURIYET DERGI
SAYI 397 SAYFA 9
Universite ogrencilerine yapilan bir zeka testi sonucunda klasik muzik dinleyenlerin ortalamasi 119, pop muzik dinleyenlerin 111, sessizlikte calisanlarin 110 olarak olculmus.
SAYI 397 SAYFA 9
Universite ogrencilerine yapilan bir zeka testi sonucunda klasik muzik dinleyenlerin ortalamasi 119, pop muzik dinleyenlerin 111, sessizlikte calisanlarin 110 olarak olculmus.
MÜZİK VE ZEKA İLİŞKİSİ
FOCUS
6.1998
9 yaşından önce bir müzik aleti çalmayı öğrenmiş olanların beyinlerindeki piyano sesini işleyen alanlar %25 daha fazla büyüyor.
6.1998
9 yaşından önce bir müzik aleti çalmayı öğrenmiş olanların beyinlerindeki piyano sesini işleyen alanlar %25 daha fazla büyüyor.
MÜZİĞE DUYARLILIK VE YAŞ
Ohio üniversitesinde yapılan bir deneyde gençlerin en düşük ses eşiklerinin, yaşlıların en yüksek eşiklerine denk geldiği ortaya çıkarılmış. Bunun sebebi olarak da yaşla birlikte sese olan duyarlılığın artması gösteriliyor. Sesler farklı algılanıyor ve düşük frekanslı sesler(davul gibi) daha yüksek duyuluyor.
MUTLULUK SIRALAMASI
CAPITAL
SAYI 10.2003 SAYFA 48
London School of Economics'in araştırmasına göre insanları en çok mutlu eden aktiviteler :
1.seks
2.iş çıkışı arkadaşlarla hoşça vakit geçirmek
3.akşam yemeği yemek
SAYI 10.2003 SAYFA 48
London School of Economics'in araştırmasına göre insanları en çok mutlu eden aktiviteler :
1.seks
2.iş çıkışı arkadaşlarla hoşça vakit geçirmek
3.akşam yemeği yemek
MONOGAMİ MEMELİLERDE
GAZETE PAZAR
1.2.1998
Memelilerde monogami yani tekeşlilik sadece %5 oranında görülür.
1.2.1998
Memelilerde monogami yani tekeşlilik sadece %5 oranında görülür.
MEDİTASYON
NATIONAL GEOGRAPHIC TÜRKİYE
MART 2005 SAYFA 97
Davidson adlı araştırmacının çalışmalarına göre, olumsuz duygulara yenik düşmeye eğilimli insanlarda sağ prefrontal korteks sürekli etkinlik halindedir. Ilımlı insanlarda ise sağ yerine sol prefrontalda hareketlilik vardır. Deneyi meditasyon ustası lamaya uyguladığında çok daha solda olduğunu farketti. Bu araştırma açısından lama yeryüzünün en mutlu insanı olmalıydı. Wisconsin'de yaptığı deneyde sekiz haftalık bir meditasyon etkinliği düzenledi. Meditasyon yapanlar, kontrol grubuna göre beyin aktiviteleri sola doğru belirgin bir şekilde sapmıştı. Bu sırada iki gruba yapılan grip aşısına da yine meditasyon yapan grup daha fazla etki gösterdi.
MART 2005 SAYFA 97
Davidson adlı araştırmacının çalışmalarına göre, olumsuz duygulara yenik düşmeye eğilimli insanlarda sağ prefrontal korteks sürekli etkinlik halindedir. Ilımlı insanlarda ise sağ yerine sol prefrontalda hareketlilik vardır. Deneyi meditasyon ustası lamaya uyguladığında çok daha solda olduğunu farketti. Bu araştırma açısından lama yeryüzünün en mutlu insanı olmalıydı. Wisconsin'de yaptığı deneyde sekiz haftalık bir meditasyon etkinliği düzenledi. Meditasyon yapanlar, kontrol grubuna göre beyin aktiviteleri sola doğru belirgin bir şekilde sapmıştı. Bu sırada iki gruba yapılan grip aşısına da yine meditasyon yapan grup daha fazla etki gösterdi.
MANEVİYATI ARTIRMAK
GENÇ BEYİN
12.2004 SAYFA 16
Men's Health dergisinin hazırladığı tavsiyeler yazısına göre maneviyatı güçlendirmek, ruhu doyurmak, depresyon riskini %25 azaltıyor.
12.2004 SAYFA 16
Men's Health dergisinin hazırladığı tavsiyeler yazısına göre maneviyatı güçlendirmek, ruhu doyurmak, depresyon riskini %25 azaltıyor.
KORTEKSİN ŞİDDETİ SINIRLAMASI
İNSAN VE DAVRANIŞI_D.CÜCELOĞLU
SAYFA 27
Korteks olarak adlandırılan beyin kabuğu sadece memeli hayvanlarda olup, çoğu kez saldırgan eğilimleri sınırlama ve ket vurma gibi bir işlev görür. Beyin kabuğu, entelektüel faaliyet içinde bulunan eğitilmiş kişilerde daha çok gelişir ve bu nedenle, yüksek eğitim görmüş kişilerde saldırgan davranış daha azdır.
SAYFA 27
Korteks olarak adlandırılan beyin kabuğu sadece memeli hayvanlarda olup, çoğu kez saldırgan eğilimleri sınırlama ve ket vurma gibi bir işlev görür. Beyin kabuğu, entelektüel faaliyet içinde bulunan eğitilmiş kişilerde daha çok gelişir ve bu nedenle, yüksek eğitim görmüş kişilerde saldırgan davranış daha azdır.
KORKMANIN GENLERLE İLİŞKİSİ
NATIONAL GEOGRAPHIC TÜRKİYE
MART 2005 SAYFA 86
Laboratuvarda yetiştirilen ve hiç yılan görmemiş maymunlar, yılana hiçbir panik göstermezler. Bu maymunlara yılandan korkan maymunlar gösterildiğinde, korku geliştirdikleri ortaya çıktı. Aynı deneyde yılan yerine çiçek konulup, çiçekten korkan maymunlar gösterildiğinde ise, laboratuvar maymunları aynı tepkiyi göstermediler.
MART 2005 SAYFA 86
Laboratuvarda yetiştirilen ve hiç yılan görmemiş maymunlar, yılana hiçbir panik göstermezler. Bu maymunlara yılandan korkan maymunlar gösterildiğinde, korku geliştirdikleri ortaya çıktı. Aynı deneyde yılan yerine çiçek konulup, çiçekten korkan maymunlar gösterildiğinde ise, laboratuvar maymunları aynı tepkiyi göstermediler.
KONUŞULAN KELİME SAYISI
VATAN
10.9.2002
Kadınlar günde 23.000 kelime ile konuşurken,erkekler ortalama olarak 10.000 kelime ile konuşuyor.
10.9.2002
Kadınlar günde 23.000 kelime ile konuşurken,erkekler ortalama olarak 10.000 kelime ile konuşuyor.
KİŞİLİK TERİMİNİN ETİMOLOJİK KÖKLERİ
KİŞİLİK_ö.KÖKNEL
SAYFA 21
Batı dillerinde kişilik karşılığı olarak kullanılan sözcükler (personality, personalité, persönlichkeit) Latincede maske anlamına gelen "persona"dan türetilmiştir.
SAYFA 21
Batı dillerinde kişilik karşılığı olarak kullanılan sözcükler (personality, personalité, persönlichkeit) Latincede maske anlamına gelen "persona"dan türetilmiştir.
KİŞİLİK KURAMLARININ ÖZELLİĞİ
KİŞİLİK KURAMLARI_G.YANBASTI
SAYFA 8
Kişilik kuramları, psikoloji tarihi içinde asi ve başkaldırıcı bir özellik taşımaktadır. Bu kuramcıların asi tutumu, onları bir anlamda klasik, sistematik psikoloji bilminin sorumluluk ve disiplininden uzak tutmuştur.
SAYFA 8
Kişilik kuramları, psikoloji tarihi içinde asi ve başkaldırıcı bir özellik taşımaktadır. Bu kuramcıların asi tutumu, onları bir anlamda klasik, sistematik psikoloji bilminin sorumluluk ve disiplininden uzak tutmuştur.
KESKİN NİŞANCININ PSİKOLOJİSİ
CUMHURİYET_E.ATABEK
4.11.2002
ABD'de keskin nişancı sanığı John Williams, Körfez Savaşı sonrası ülkesine dönüyor. Başarılı bir yaşam kuramıyor, eşinden boşanıyor. Adını ve dinini değiştiriyor ve en iyi bildiği iş olan uzaktan atışla insanları öldürmeye başlıyor. Bu şekilde işe yaradığını kanıtlamaya çalışıyor.
4.11.2002
ABD'de keskin nişancı sanığı John Williams, Körfez Savaşı sonrası ülkesine dönüyor. Başarılı bir yaşam kuramıyor, eşinden boşanıyor. Adını ve dinini değiştiriyor ve en iyi bildiği iş olan uzaktan atışla insanları öldürmeye başlıyor. Bu şekilde işe yaradığını kanıtlamaya çalışıyor.
KENDİNİ GERÇEKLEŞTİRMİŞ İNSANIN ÖZELLİKLERİ
KİŞİLİK KURAMLARI_G.YANBASTI
SAYFA 223
Maslow’un Kendini Gerçekleştirmiş Bireyinin Özellikleri
• Gerçekçidirler
• Kendilerini, başkalarını, çevreyi olduğu gibi kabul ederler.
• Spontandırlar. Kendiliğinden ve doğaldırlar.
• Ben merkezli olmayıp, problem merkezlidirler.
• Özel yaşamların mahremiyetine önem verirler.
• Bağımsız ve otonomdurlar.
• Çevreden zevk alırlar. Tazelik ve canlılık taşırlar.
• Pek çoğu mistik veya doğaüstü deneyim geçirmişlerdir.
• İnsanoğlu ile kendilerini özdeşleştirmişlerdir.
• Az insanla, çok derin ve anlamlı ilişki içindedirler.
• Değer ve tutumları demokratiktir.
• Araç-sonuç ilişkisine ayırtetmemişler, ne pahasına olursa olsun sonucu yeğlemezler.
• Şakacıdırlar. Saldırgan değil felsefi şakalar yaparlar.
• Yaratıcıdırlar.
• Konformist değildirler.
SAYFA 223
Maslow’un Kendini Gerçekleştirmiş Bireyinin Özellikleri
• Gerçekçidirler
• Kendilerini, başkalarını, çevreyi olduğu gibi kabul ederler.
• Spontandırlar. Kendiliğinden ve doğaldırlar.
• Ben merkezli olmayıp, problem merkezlidirler.
• Özel yaşamların mahremiyetine önem verirler.
• Bağımsız ve otonomdurlar.
• Çevreden zevk alırlar. Tazelik ve canlılık taşırlar.
• Pek çoğu mistik veya doğaüstü deneyim geçirmişlerdir.
• İnsanoğlu ile kendilerini özdeşleştirmişlerdir.
• Az insanla, çok derin ve anlamlı ilişki içindedirler.
• Değer ve tutumları demokratiktir.
• Araç-sonuç ilişkisine ayırtetmemişler, ne pahasına olursa olsun sonucu yeğlemezler.
• Şakacıdırlar. Saldırgan değil felsefi şakalar yaparlar.
• Yaratıcıdırlar.
• Konformist değildirler.
KARŞI CİNSLE İLİŞKİ
KONRAD ADENOVER VAKFI 98 GENÇLİK ARAŞ.
SAYFA 22
%40 evlilik öncesi cinsel ilişki olumlu
%45 belli ölçüler içinde normal
%15 olumsuz
%29 hiç sevgilisi olmamış
kadınların %64 hiç sevgilisi olmamış
SAYFA 22
%40 evlilik öncesi cinsel ilişki olumlu
%45 belli ölçüler içinde normal
%15 olumsuz
%29 hiç sevgilisi olmamış
kadınların %64 hiç sevgilisi olmamış
JUNG'UN FREUD'DAN AYRILDIĞI YÖNLERİ
KİŞİLİK KURAMLARI_G.YANBASTI
SAYFA 45
1.Libido, cinsel enerji şeklinde değil, ruhsal sistemin bir enerjisi ve sonudur.
2.İnsan sadece içgüdüsel değil, yaratıcı bir gelişim süreci içindedir.
3.Irk ve soyaçekime verilen önem
4.Bilinçaltı sadece bireysel değil, kolektiftir de.
SAYFA 45
1.Libido, cinsel enerji şeklinde değil, ruhsal sistemin bir enerjisi ve sonudur.
2.İnsan sadece içgüdüsel değil, yaratıcı bir gelişim süreci içindedir.
3.Irk ve soyaçekime verilen önem
4.Bilinçaltı sadece bireysel değil, kolektiftir de.
JUNG'UN FREUD'DAN AYRILDIĞI YÖNLER
KİŞİLİK KURAMLARI_G.YANBASTI
SAYFA 43
1.Enerji cinsel değil, geneldir. 2.yaşam içgüdüsel değil, yeniliksel-yaratıcıdır. 3.ırk ve soyaçakim vardır. 3.bilinçaltı, bireysel ve kolektif olmak üzere 2 tiptir.
SAYFA 43
1.Enerji cinsel değil, geneldir. 2.yaşam içgüdüsel değil, yeniliksel-yaratıcıdır. 3.ırk ve soyaçakim vardır. 3.bilinçaltı, bireysel ve kolektif olmak üzere 2 tiptir.
JUNG'UN ANİMA/ANİMUS'U
KİŞİLİK KURAMLARI_G.YANBASTI
SAYFA 52
Erkeğin dişi arketipi Anima'dır. Çok erkeksi özellikler gösteren erkeklerde dişilik özellikleri bilinçdışı kalır, gelişemez. Bu tip erkeklerin görüntülerinin altında çoğu kez zayıf ve bağımlı bir yapıya sahip olduklarını da görürüz.
SAYFA 52
Erkeğin dişi arketipi Anima'dır. Çok erkeksi özellikler gösteren erkeklerde dişilik özellikleri bilinçdışı kalır, gelişemez. Bu tip erkeklerin görüntülerinin altında çoğu kez zayıf ve bağımlı bir yapıya sahip olduklarını da görürüz.
JUNG'A GÖRE KİŞİLİK SİSTEMLERİ
KİŞİLİK KURAMLARI_G.YANBASTI
SAYFA 50
A.Ego
B.Kişisel Bilinçaltı
C.Kollektif Bilinçaltı ve arketipler
1.Persona
2.Gölge
3.Anima/Animus
4.Ben
5.Simgeler
SAYFA 50
A.Ego
B.Kişisel Bilinçaltı
C.Kollektif Bilinçaltı ve arketipler
1.Persona
2.Gölge
3.Anima/Animus
4.Ben
5.Simgeler
JUNG VE PSİKOLOJİK TİPLER
KİŞİLİK KURAMLARI_G.YANBASTI
SAYFA 47
A.İçedönük
B.Dışadönük
1.Duyuş
2.Hissetme (değerlendirme yeterliliği)
3.Düşünme
4.Sezgi
SAYFA 47
A.İçedönük
B.Dışadönük
1.Duyuş
2.Hissetme (değerlendirme yeterliliği)
3.Düşünme
4.Sezgi
JUNG VE ARKETİPLER
KİŞİLİK KURAMLARI_G.YANBASTI
SAYFA 49
Kollektif bilinçaltı, kişisel bilinçaltının da derinliklerinde olan, kalıtımsal evrimsel gizli bellek kalıntılarıdır. Arketip de, duygusal yönü güçlü, kalıtımla gelen evrimsel bir düşünme biçimidir.
SAYFA 49
Kollektif bilinçaltı, kişisel bilinçaltının da derinliklerinde olan, kalıtımsal evrimsel gizli bellek kalıntılarıdır. Arketip de, duygusal yönü güçlü, kalıtımla gelen evrimsel bir düşünme biçimidir.
İŞTEN ATILMA, PSİKOLOJİK SEBEPLERDEN
THEORIES OF PERSONALITY_B.P.SCHULTZ
SAYFA 4
Amerika'da işini yapamadığı için işten atılanların sayısı sadece %10. Geri kalanların atılmalarının sebebi onların psikolojik kişilik sorunları olması.
SAYFA 4
Amerika'da işini yapamadığı için işten atılanların sayısı sadece %10. Geri kalanların atılmalarının sebebi onların psikolojik kişilik sorunları olması.
IQ VE OKULDA BAŞARI
PSİKOLOJİYE GİRİŞ II_R.ATKINSON, HILGARD
Öğrenciler eğitim basamaklarında ilerledikçe zeka testi puanları ile okuldaki başarı ölçüleri arasındaki korelasyonlar giderek düşer.
ilkokul .60-.70
lise .50-.60
lisans .40-.50
lisansüstü .30-.40
Öğrenciler eğitim basamaklarında ilerledikçe zeka testi puanları ile okuldaki başarı ölçüleri arasındaki korelasyonlar giderek düşer.
ilkokul .60-.70
lise .50-.60
lisans .40-.50
lisansüstü .30-.40
IQ
PSİKOLOJİYE GİRİŞ II_R.ATKINSON, HILGARD
SAYFA 492
IQ, zeka yaşının takvim yaşına oranıdır.
139 üstü çok üstün 1
120-139 üstün 11
110-119 ortalama üstü 18
90-109 ortalama 46
80-89 ortalama altı 15
70-79 sınırda 6
70 altı zeka özürlü 3
SAYFA 492
IQ, zeka yaşının takvim yaşına oranıdır.
139 üstü çok üstün 1
120-139 üstün 11
110-119 ortalama üstü 18
90-109 ortalama 46
80-89 ortalama altı 15
70-79 sınırda 6
70 altı zeka özürlü 3
İNTİHAR EDEN TOPLUM KESİMLERİ
HÜRRİYET
3.2.1998
Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi Başhekimi Doç.Dr.Arif Verimli'nin yaptığı açıklamaya göre en çok intihar edenler toplum kesimleri işsizler, emekliler ve psikiyatristler
3.2.1998
Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi Başhekimi Doç.Dr.Arif Verimli'nin yaptığı açıklamaya göre en çok intihar edenler toplum kesimleri işsizler, emekliler ve psikiyatristler
İNSANIN ÜSTÜN ÖZELLİKLERİ
CUMHURİYET
3.10.2002
Fransız Observer dergisinin yaptığı bir araştırmaya göre, insanoğlunun en üstün niteliği olarak birinci sırayı dürüstlük alıyor, onu irade gücü izliyor. Diğerleri de %26 ise yüreklilik ve %16 ile zeka. Yaşamda başarılı olabilmede ise irade %43, beceri %27, zeka %26.
3.10.2002
Fransız Observer dergisinin yaptığı bir araştırmaya göre, insanoğlunun en üstün niteliği olarak birinci sırayı dürüstlük alıyor, onu irade gücü izliyor. Diğerleri de %26 ise yüreklilik ve %16 ile zeka. Yaşamda başarılı olabilmede ise irade %43, beceri %27, zeka %26.
İNSANDAKİ İKİ TEMEL GEREKSİNİM ABD,TR
HÜRRİYET
21.6.1998
Doğan Cüceloğlu'na göre, insanda iki temel gereksinim vardır. Bunlardan biri ait olma, diğeri ise bağımsız olma eğilimi. ABD'de bağımsız olma eğilimi %80 iken, Türkiye'de ise bu oran tam tersi.
21.6.1998
Doğan Cüceloğlu'na göre, insanda iki temel gereksinim vardır. Bunlardan biri ait olma, diğeri ise bağımsız olma eğilimi. ABD'de bağımsız olma eğilimi %80 iken, Türkiye'de ise bu oran tam tersi.
İNSAN GEREKSİNİMLERİ
İNSAN VE DAVRANIŞI_D.CÜCELOĞLU
SAYFA 251
Başarı : Mükemmellik standartlarına ulaşıp, bu standartları aşmayı amaçlamak
Sosyal Kabul : Diğer insanların davranışlarımızı uygun bularak kabul etmelerini ve onlar tarafından beğenilmeyi istemek
Bağımsızlık : Hiç kimseye gereksinme duymadan kendi yaşamını kendi yetenekleriyle ve gücüyle biçimlendirebilmek
Bağımlılık : Başkalarıyla işbirliği yaparak, onların yardımıyla, desteğiyle yaşamı sürdürmek
Açgözlülük : Başkalarının zararına dahi olsa, gereksinmesinden fazla mal ve kudreti kendi denetimi altında tutma isteği
Güçlü olma (Kudret) : Başkalarının davranışlarını denetleyebilme, buna karşılık kendi davranışlarımızı istediğimiz gibi ve denetimsiz yapabilme isteği
Uyma (Conformity) : İçinde bulunduğu grubunun normlarına uygun olsun diye kendi düşünüş, davranış ve duyuş biçimini değiştirme
Belirginlik : Daha sonra ne olacağını bilmek, önceden ne olup biteceğini kestirmek, bilinmeyenden kaçınmak isteği
Yardım Etme : Yardıma muhtaç kimselere yardım edip, onların sorunlarını çözmede etkin olma isteği
Düzenlilik : Kişinin çevresindeki ve kendi iç dünyasındaki karmaşıklığa son verip bir düzen kurma isteği
Oyun : Kişinin hoşlandığı için, sırf zevk olsun diye davranma isteği
Saygı gösterme : Kişinin bir büyüğü veya önem verdiği bir kimseyi davranış ve sözleriyle yüceltmek, desteklemek, onun yolunu izlemek istemesi
SAYFA 251
Başarı : Mükemmellik standartlarına ulaşıp, bu standartları aşmayı amaçlamak
Sosyal Kabul : Diğer insanların davranışlarımızı uygun bularak kabul etmelerini ve onlar tarafından beğenilmeyi istemek
Bağımsızlık : Hiç kimseye gereksinme duymadan kendi yaşamını kendi yetenekleriyle ve gücüyle biçimlendirebilmek
Bağımlılık : Başkalarıyla işbirliği yaparak, onların yardımıyla, desteğiyle yaşamı sürdürmek
Açgözlülük : Başkalarının zararına dahi olsa, gereksinmesinden fazla mal ve kudreti kendi denetimi altında tutma isteği
Güçlü olma (Kudret) : Başkalarının davranışlarını denetleyebilme, buna karşılık kendi davranışlarımızı istediğimiz gibi ve denetimsiz yapabilme isteği
Uyma (Conformity) : İçinde bulunduğu grubunun normlarına uygun olsun diye kendi düşünüş, davranış ve duyuş biçimini değiştirme
Belirginlik : Daha sonra ne olacağını bilmek, önceden ne olup biteceğini kestirmek, bilinmeyenden kaçınmak isteği
Yardım Etme : Yardıma muhtaç kimselere yardım edip, onların sorunlarını çözmede etkin olma isteği
Düzenlilik : Kişinin çevresindeki ve kendi iç dünyasındaki karmaşıklığa son verip bir düzen kurma isteği
Oyun : Kişinin hoşlandığı için, sırf zevk olsun diye davranma isteği
Saygı gösterme : Kişinin bir büyüğü veya önem verdiği bir kimseyi davranış ve sözleriyle yüceltmek, desteklemek, onun yolunu izlemek istemesi
İLKELER, RUH SAĞLIĞI İÇİN GEREKLİ
İNSANI ANLAMAK_Ö.KÖKNEL
SAYFA 7
Denge, düzen, ölçü ve uyum bireyin ve toplumun ruh sağlığı için gerekli olan temel ilkelerdir.
SAYFA 7
Denge, düzen, ölçü ve uyum bireyin ve toplumun ruh sağlığı için gerekli olan temel ilkelerdir.
İLK İZLENİM SÜRESİ
BEDENİN DİLİ_A.BALTAŞ-Z.BALTAŞ
SAYFA 7
İnsanlar üzerinde yarattığımız ilk izlenim 30 saniye içinde oluşur.
SAYFA 7
İnsanlar üzerinde yarattığımız ilk izlenim 30 saniye içinde oluşur.
İLETİŞİM UYUM TEORİSİ
CAPİTAL
10.2002
Kent State Üniversite ortaya atılan İletişim Uyum Teorisine göre, alt sosyal sınıflardan gelen kişiler yüksek statüden gelen kişilere göre ses tonları ile daha fazla oynarken, üst sosyal gruplardan olan kişilerin ses tonları ile daha tutarlı bir seyir izliyor.
10.2002
Kent State Üniversite ortaya atılan İletişim Uyum Teorisine göre, alt sosyal sınıflardan gelen kişiler yüksek statüden gelen kişilere göre ses tonları ile daha fazla oynarken, üst sosyal gruplardan olan kişilerin ses tonları ile daha tutarlı bir seyir izliyor.
İLETİŞİM ARAÇLARI
SEVGİ İÇİN DOĞMAK_Leo Buscaglia
SAYFA 240
İletişimin %7 sözlü, %38 sesli, %55 mimiklidir.
SAYFA 240
İletişimin %7 sözlü, %38 sesli, %55 mimiklidir.
İÇEDÖNÜK VE DIŞADÖNÜK TİP DENEYLERİ
THEORIES OF PERSONALITY_D.SCHULTZ
SAYFA 111
Jung'un kişilik tanımları araştırmalarca desteklendi. İçedönükler, yakın ilişkilerden uzak duran teknik veya bilimsel işlerle uğraşırken, dışadönükler, ticaret ve halkla ilişkili işlerle uğraşıyor. İçedönük düşünen tip için en önemli anısı yalnızkenkendisiyle ilgiliyken, dışadönük hisseden tip için insanlarla yaşadığı olaylarla ilgili. Dışadönükler, düşünsel tartışmalara pek girmezken içedönüklerin daha çok tartışmalarda ön plana çıktıkları görüldü. Bir başkasında, dışadönüklerin daha popüler olduğu, içedönüklerin acıya daha hassas oldukları, daha çabuk sıkıldıkları ve işlerinde daha dikkatli oldukları görüldü. Ayrıca daha hızlı öğrenip daha yavaş unuttukları da gözlendi.
SAYFA 111
Jung'un kişilik tanımları araştırmalarca desteklendi. İçedönükler, yakın ilişkilerden uzak duran teknik veya bilimsel işlerle uğraşırken, dışadönükler, ticaret ve halkla ilişkili işlerle uğraşıyor. İçedönük düşünen tip için en önemli anısı yalnızkenkendisiyle ilgiliyken, dışadönük hisseden tip için insanlarla yaşadığı olaylarla ilgili. Dışadönükler, düşünsel tartışmalara pek girmezken içedönüklerin daha çok tartışmalarda ön plana çıktıkları görüldü. Bir başkasında, dışadönüklerin daha popüler olduğu, içedönüklerin acıya daha hassas oldukları, daha çabuk sıkıldıkları ve işlerinde daha dikkatli oldukları görüldü. Ayrıca daha hızlı öğrenip daha yavaş unuttukları da gözlendi.
HORNEY VE OEIDIPUS KOMPLEKSİ
KİŞİLİK KURAMLARI_G.YANBASTI
SAYFA 103
Horney, bunun biyolojik temelli olmadığını söyler. Asıl sebep, aşırı koruma, çocuğu huzursuzluğa zorlama ya da onu ayrı bir varlık olarak kabul edememe gibi kusurlu ana baba tutumlarının ikincil bir sonucu olarak gelişir.
SAYFA 103
Horney, bunun biyolojik temelli olmadığını söyler. Asıl sebep, aşırı koruma, çocuğu huzursuzluğa zorlama ya da onu ayrı bir varlık olarak kabul edememe gibi kusurlu ana baba tutumlarının ikincil bir sonucu olarak gelişir.
HORNEY VE NARSİSİZM
KİŞİLİK KURAMLARI_G.YANBASTI
SAYFA 103
Freud, narsisizmin içgüdüsel olduğuna ve kendini çok seven bir özsevicinin, diğerlerini daha az seveceğine inanmıştı. Oysa, Horney'e göre, insan sevgiye değil, hayranlığa ihtiyaç duyar, narsist kişi aslında kendini sevmez.
SAYFA 103
Freud, narsisizmin içgüdüsel olduğuna ve kendini çok seven bir özsevicinin, diğerlerini daha az seveceğine inanmıştı. Oysa, Horney'e göre, insan sevgiye değil, hayranlığa ihtiyaç duyar, narsist kişi aslında kendini sevmez.
HORNEY VE KADIN PSİKOLOJİSİ
KİŞİLİK KURAMLARI_G.YANBASTI
SAYFA 103
Freud'un kadın psikolojisinin belirleyici etmenin erkek üreme organına imrenme olduğuna şiddetle karşı çıkmıştır. Horney, kadın psikolojisinin temelinde güvensilik duygusunun varlığını ve kadının erkekten korunma ve sevgiye gereksinim duyduğunu kabul etmiş ancak bunların kültürel olduğunu söylemiştir.
SAYFA 103
Freud'un kadın psikolojisinin belirleyici etmenin erkek üreme organına imrenme olduğuna şiddetle karşı çıkmıştır. Horney, kadın psikolojisinin temelinde güvensilik duygusunun varlığını ve kadının erkekten korunma ve sevgiye gereksinim duyduğunu kabul etmiş ancak bunların kültürel olduğunu söylemiştir.
HORNEY VE FREUD'UN EGO ÜLKÜSÜ
KİŞİLİK KURAMLARI_G.YANBASTI
SAYFA 103
Freud,ego olarak tanımladığı bir kişilik bütümünden söz ederken, Horney bunun yalnızca nevrotiklere has bir durum olduğunu söyler. Çünkü, nevrotik kişilik bir düzene girmek için çabalayan kişilik bölümleri toplamıdır.
SAYFA 103
Freud,ego olarak tanımladığı bir kişilik bütümünden söz ederken, Horney bunun yalnızca nevrotiklere has bir durum olduğunu söyler. Çünkü, nevrotik kişilik bir düzene girmek için çabalayan kişilik bölümleri toplamıdır.
HORNEY VE BÜTÜNCÜ YAKLAŞIM
KİŞİLİK KURAMLARI_G.YANBASTI
SAYFA 103
Toplumcu analistlerden olan Horney, davranışları belirleyenin çevreyle olan etkileşim olduğunu savunmuş ve davranışın tarihsel süreçler içersinde değil de o anda çözülmesi gerektiğini söylemiştir. O'na göre kişiliği belirleyen emniyet ve doyumdur.
SAYFA 103
Toplumcu analistlerden olan Horney, davranışları belirleyenin çevreyle olan etkileşim olduğunu savunmuş ve davranışın tarihsel süreçler içersinde değil de o anda çözülmesi gerektiğini söylemiştir. O'na göre kişiliği belirleyen emniyet ve doyumdur.
HİPNOZLA İSTEDİĞİNİ YAPTIRMAK
BİLİM VE ÜTOPYA
9.98 SAYFA 19
Hipnoz ve hipnozla varılan FBH halen gizemini korumaktadır. Hipnozla insana istemediği bir şeyin yaptırılamayacağı ise insanları hipnozun zararsızlığına inandırmak için atılmaş, kar amaçlı kuyruklu bir yalandır.
9.98 SAYFA 19
Hipnoz ve hipnozla varılan FBH halen gizemini korumaktadır. Hipnozla insana istemediği bir şeyin yaptırılamayacağı ise insanları hipnozun zararsızlığına inandırmak için atılmaş, kar amaçlı kuyruklu bir yalandır.
HİPNOZLA GÖĞÜS BÜYÜLTME
HÜRRİYET
14.6.1998
ABD basınında yeralan bir habere göre, Fransa'da uygulanmaya başlanan yöntemle, kadınların göğüs ölçülerini 2.5-4 cm artırabildikleri bildirildi. European Journal Of Medicine dergisindeki sonuçlara göre, 238 kadının göğüsleri 6 hafta içinde büyültüldü.
14.6.1998
ABD basınında yeralan bir habere göre, Fransa'da uygulanmaya başlanan yöntemle, kadınların göğüs ölçülerini 2.5-4 cm artırabildikleri bildirildi. European Journal Of Medicine dergisindeki sonuçlara göre, 238 kadının göğüsleri 6 hafta içinde büyültüldü.
HINDSIGHT BIAS
PSYCHOLOGY_D.G.MYERS
SAYFA 14
Olaylar gerçekleştikten sonra biz de genellikle böyle oacağını biliyordum şeklinde bir his uyanır. Aslında, deney veya olay gerçekleşmeden tahmin etmemiz istende çoğu kez tahminlerimiz tutmaz.
SAYFA 14
Olaylar gerçekleştikten sonra biz de genellikle böyle oacağını biliyordum şeklinde bir his uyanır. Aslında, deney veya olay gerçekleşmeden tahmin etmemiz istende çoğu kez tahminlerimiz tutmaz.
GÜZELLİK TANIMI
FOCUS
SAYI 6.1999 SAYFA 21
19.yy'ın zenginleri, göbeklerini altınlarla süsleyerek gururlanırlardı. İtalya'da genç kızlar nikah öncesinde kilo aldırılır ve kocalarına hazır hale getirilirdi. Osmanlıda da balıketi tip semboldü. Günümüzde cılız kadınlar, Desmond Morris'e göre, kabaca kadın üreme organını anımsatıyor.
SAYI 6.1999 SAYFA 21
19.yy'ın zenginleri, göbeklerini altınlarla süsleyerek gururlanırlardı. İtalya'da genç kızlar nikah öncesinde kilo aldırılır ve kocalarına hazır hale getirilirdi. Osmanlıda da balıketi tip semboldü. Günümüzde cılız kadınlar, Desmond Morris'e göre, kabaca kadın üreme organını anımsatıyor.
GÜLME NEDENLERİ
FOCUS
12.2003 SAYFA 60
Maryland Üniversitesinde 1200 insanları güldüren olay derlenmiş. Örnekler incelendiğinde bu olayların ancak %20'sinin komik olduğu bulunmuş. Ayrıca, sözleri söyleyenler, dinleyenlere göre 1.5 kat daha fazla gülmüşler.
12.2003 SAYFA 60
Maryland Üniversitesinde 1200 insanları güldüren olay derlenmiş. Örnekler incelendiğinde bu olayların ancak %20'sinin komik olduğu bulunmuş. Ayrıca, sözleri söyleyenler, dinleyenlere göre 1.5 kat daha fazla gülmüşler.
GÜLME
LÜZUMSUZ BİLGİLER ANSİKLOPEDİSİ
SAYFA 95
50'li yıllarda günde 18dk. gülerken günümüzde günde 6dk. gülüyoruz. Yetişkinler günde 60 kez, çocuklar ise 500 kez gülerler. Bi gülüş ortalama 6sn sürer.
SAYFA 95
50'li yıllarda günde 18dk. gülerken günümüzde günde 6dk. gülüyoruz. Yetişkinler günde 60 kez, çocuklar ise 500 kez gülerler. Bi gülüş ortalama 6sn sürer.
GÖZBEBEĞİNİN BÜYÜMESİ
YENİDEN İNSAN İNSAN_D. Cüceloğlu
SAYFA 45
Gözbebeğinin büyüklüğü, bakan kişinin baktığı şeye duyduğu ilgi oranında büyür. Çıplak kadın resmine bakan erkeğin gözbebeği %18, çıplak erkek resmine bakan kadının gözbebeği %20 oranında büyümüştür. Aç insan yiyeceğe, susuz insan içeceğe baktığında, gözbebekleri açlığı ve susuzluğu oranında büyümüştür.
SAYFA 45
Gözbebeğinin büyüklüğü, bakan kişinin baktığı şeye duyduğu ilgi oranında büyür. Çıplak kadın resmine bakan erkeğin gözbebeği %18, çıplak erkek resmine bakan kadının gözbebeği %20 oranında büyümüştür. Aç insan yiyeceğe, susuz insan içeceğe baktığında, gözbebekleri açlığı ve susuzluğu oranında büyümüştür.
GÖRÜNÜŞÜNDEN HOŞNUTSUZLUK
PSYCHOLOGY_D.G.MYERS
SAYFA 19
Amerika'da Harris ve Gallup'un yaptığı bir araştırmaya göre halkın %96'sı görünüşüyle ilgili birşeyleri değiştirmek istiyor.
SAYFA 19
Amerika'da Harris ve Gallup'un yaptığı bir araştırmaya göre halkın %96'sı görünüşüyle ilgili birşeyleri değiştirmek istiyor.
GELECEKLE İLGİLİ KAYGILAR, GENÇLERDE
PSYCHOLOGY OF GENDER_Ders Notları
SAYFA 42
Seventeen adlı derginin yaptığı bir araştırmaya göre genç kızların sadece %7'si kariyer planları, bağımsızlık ve kendini geliştirmeyle ilgileniyor. %46'sı görünüşü üzerinde duruyor.
SAYFA 42
Seventeen adlı derginin yaptığı bir araştırmaya göre genç kızların sadece %7'si kariyer planları, bağımsızlık ve kendini geliştirmeyle ilgileniyor. %46'sı görünüşü üzerinde duruyor.
Thursday, January 1, 2009
FROMM'A GÖRE ÖZGÜRLÜKTEN KAÇIŞ
KİŞİLİK KURAMLARI_G.YANBASTI
SAYFA 94
Özgürlüğü seçen toplum/insan üretken ve sevecen bir yaşam kuramıyorsa güveni şu yollarla arar :
1.totaliter rejimler
2.Sadizm
3.Masohizm
4.Yıkıcılık
5.Otomoton Konformite
Bu toplum düzeyinde de birey düzeyinde de yaşanan bir durumdur.
SAYFA 94
Özgürlüğü seçen toplum/insan üretken ve sevecen bir yaşam kuramıyorsa güveni şu yollarla arar :
1.totaliter rejimler
2.Sadizm
3.Masohizm
4.Yıkıcılık
5.Otomoton Konformite
Bu toplum düzeyinde de birey düzeyinde de yaşanan bir durumdur.
FROMM VE HUMANİSTİK PSİKANALİZ
KİŞİLİK KURAMLARI_G.YANBASTI
SAYFA 80
Temelde Freudun yöntemlerini kullanmakla birlikte, sevgi, üretmek gibi kavramları ve en önemlisi de insanın sosyalliğini öne çıkarmıştır. İçgüdüler vardır ama en alt düzeydedir ve temel gereksinimler aynı davranışları ortaya çıkaramaz. İnsanın nasıl olacağına karar veren biyolojik faktörler değildir.
SAYFA 80
Temelde Freudun yöntemlerini kullanmakla birlikte, sevgi, üretmek gibi kavramları ve en önemlisi de insanın sosyalliğini öne çıkarmıştır. İçgüdüler vardır ama en alt düzeydedir ve temel gereksinimler aynı davranışları ortaya çıkaramaz. İnsanın nasıl olacağına karar veren biyolojik faktörler değildir.
FREUD'UN VARSAYIMLARI
KİŞİLİK KURAMLARI_G.YANBASTI
SAYFA 16
1.Nedensellik (etki-tepki)
2.Monizm (doğa yasası=ruhsal davranış y)
3.Mental enerji (tek enerji)
4.Devamlılık (dengeye ulaşma)
5.Ekonomi (min. enerji)
6.Zevk ve haz (doyum=haz, hedef hazdır.)
SAYFA 16
1.Nedensellik (etki-tepki)
2.Monizm (doğa yasası=ruhsal davranış y)
3.Mental enerji (tek enerji)
4.Devamlılık (dengeye ulaşma)
5.Ekonomi (min. enerji)
6.Zevk ve haz (doyum=haz, hedef hazdır.)
FREUD'UN TOPOGRAFİK KURAMINDA AÇIKLAMA
PSİKANALİZ VE SONRASI
SAYFA 27
Topografik kuram aslında Freud'un gelişim süresince geçici bir model olarak yer almıştır. Kendi klinik çalışmalarında bilinçdışı suçluluk duygusu ve cezalandırılması istekleri gibi kurama uymayan vakalarla karşılaşmıştır.
SAYFA 27
Topografik kuram aslında Freud'un gelişim süresince geçici bir model olarak yer almıştır. Kendi klinik çalışmalarında bilinçdışı suçluluk duygusu ve cezalandırılması istekleri gibi kurama uymayan vakalarla karşılaşmıştır.
FREUD'UN İÇGÜDÜSEL KURAMI
KİŞİLİK KURAMLARI_G.YANBASTI
SAYFA 23
1.Oral(0-1.5):emme ve ısırma doyumları. Ego başlar.
2.Anal(1.5-3):dışkı yoluyla, kas doyumu.
Ego ve süperego gelişir.
3.Fallik(5-7):önce idrar ve sonra penis doyumu vardır. Masturbasyon amaçtır.
4.Gizlilik(7-):toplumsal ilişki.Ana-baba ilgisi karşı cinse yönelmelidir.
SAYFA 23
1.Oral(0-1.5):emme ve ısırma doyumları. Ego başlar.
2.Anal(1.5-3):dışkı yoluyla, kas doyumu.
Ego ve süperego gelişir.
3.Fallik(5-7):önce idrar ve sonra penis doyumu vardır. Masturbasyon amaçtır.
4.Gizlilik(7-):toplumsal ilişki.Ana-baba ilgisi karşı cinse yönelmelidir.
FREUD'UN DİNAMİK KURAMI
KİŞİLİK KURAMLARI_G.YANBASTI
SAYFA 22
acıdan kaçış ve dengeye yani hazza ulaşma olarak tanımlanabilir. Temel süreç anında doyumdur. Gerçekçilik ilkesi ise geçici hazzı erteleyip, daha büyük bir haz için gerilimin boşaltılmasını bir süreliğine ertelemek.
SAYFA 22
acıdan kaçış ve dengeye yani hazza ulaşma olarak tanımlanabilir. Temel süreç anında doyumdur. Gerçekçilik ilkesi ise geçici hazzı erteleyip, daha büyük bir haz için gerilimin boşaltılmasını bir süreliğine ertelemek.
EVRİMSEL TEMELLER, ÇEKİCİLİK
SOCIAL PSYCHOLOGY_R.A.BARON, D.BYRNE
PAGE 10
Females tend to place greater emphasis dominance and status, while males place greater emphasis on youth and physical attractiveness. This is consistent with a evolutionary perspective. Females to seek males who will be able to provide the resources needed for child rearing. For males, seek females who capable of bearing many offspring.
PAGE 10
Females tend to place greater emphasis dominance and status, while males place greater emphasis on youth and physical attractiveness. This is consistent with a evolutionary perspective. Females to seek males who will be able to provide the resources needed for child rearing. For males, seek females who capable of bearing many offspring.
EVLİLİKTE MUTSUZLUK DÖNEMLERİ
GÜNCEL PSİKOLOJİ
5.2000 SAYFA 810
Wright Eyalet Üniversitesinde 500 çiftle yapılan araştırmaya göre ilk 4yılda evliliklerde yavaş ama sabit bir iniş oluyor. Bundan sonra dengelenen mutluluk 7.yıldan itibaren tekrar azalmaya başlıyor.
5.2000 SAYFA 810
Wright Eyalet Üniversitesinde 500 çiftle yapılan araştırmaya göre ilk 4yılda evliliklerde yavaş ama sabit bir iniş oluyor. Bundan sonra dengelenen mutluluk 7.yıldan itibaren tekrar azalmaya başlıyor.
EVLİLİK VE YARATICILIK
AKTÜEL
26.7.2003
Canterburg Üni. araştırmasına göre, erkek evlenen kadar kadınların ilgisini çekme içgüdüsüyle başarılı yaratıcı, rekabetçi, mücadelecidir. Bu içgüdü testesteronu da zirveye çıkarır. Evlendikten sonra ise testersteron azalır, başarı ve yaratıcılık azalır.
26.7.2003
Canterburg Üni. araştırmasına göre, erkek evlenen kadar kadınların ilgisini çekme içgüdüsüyle başarılı yaratıcı, rekabetçi, mücadelecidir. Bu içgüdü testesteronu da zirveye çıkarır. Evlendikten sonra ise testersteron azalır, başarı ve yaratıcılık azalır.
EVLENME YAŞI, ABD'DE
GÜNCEL PSİKOLOJİ
5.2000 SAYFA 8
1960'da ortalama ilk evlenme yaşı kadınlarda 21, erkeklerde 23
1999'da ortalama ilk evlenme yaşı kadınlarda 25, erkeklerde 27
5.2000 SAYFA 8
1960'da ortalama ilk evlenme yaşı kadınlarda 21, erkeklerde 23
1999'da ortalama ilk evlenme yaşı kadınlarda 25, erkeklerde 27
EVLENME YAŞI
KONRAD ADENOVER VAKFI 98 GENÇLİK ARAŞ.
SAYFA 55
Kadınlar için
ort. 22.43
20- %23.6
25- %17.7
Erkekler için
ort. 25.5
25- %29.3
30- %10.1
SAYFA 55
Kadınlar için
ort. 22.43
20- %23.6
25- %17.7
Erkekler için
ort. 25.5
25- %29.3
30- %10.1
EŞ SEÇİMİ
NTVMSNBC
12.03.2004
Selçuk Üniversitesinden Prof.Dr.Tuncay Özgüven’in konuşmasına göre “Eş seçiminde erkeğin kendisine özgü kriterleri yoktur. Erkek biyoloji olarak güzele yönelir. Çocuğuna en iyi bakacak ve doğuracak kadını arar. Kadın ise özgüldür. Kendine göre kriterleriyle partnerini seçer. Kadın için cinsellik son sıradadır.
12.03.2004
Selçuk Üniversitesinden Prof.Dr.Tuncay Özgüven’in konuşmasına göre “Eş seçiminde erkeğin kendisine özgü kriterleri yoktur. Erkek biyoloji olarak güzele yönelir. Çocuğuna en iyi bakacak ve doğuracak kadını arar. Kadın ise özgüldür. Kendine göre kriterleriyle partnerini seçer. Kadın için cinsellik son sıradadır.
ERKEN RÜYA DENEYLERİ
THEORIES OF PERSONALITY_D.SCHULTZ
SAYFA 140
Yapılan araştırmada, katılanların %96'sı 6 yaş öncesi, %68'i 2-3 yaşıyla ilgili olaylar hatırladılar. Adler'in önerdiği gibi bazıları için bu olaylar travmatikken, bazıları sıradan olaylardı.
SAYFA 140
Yapılan araştırmada, katılanların %96'sı 6 yaş öncesi, %68'i 2-3 yaşıyla ilgili olaylar hatırladılar. Adler'in önerdiği gibi bazıları için bu olaylar travmatikken, bazıları sıradan olaylardı.
ERKEKLERDE ÇEKİCİLİK
CUMHURİYET BİLİM VE TEKNİK
19.6.1999 SAYFA 7
İngiliz psikologların yaptığı araştırmaya göre, vücut ağırlığı ve boy uzunluğunu belirleyen BMI değerlerinin aslında önemli olmadığı ortaya çıktı. Yalnız katılımcılar, geniş omuzlu erkeklerin daha çekici olduklarını açıkladılar.
19.6.1999 SAYFA 7
İngiliz psikologların yaptığı araştırmaya göre, vücut ağırlığı ve boy uzunluğunu belirleyen BMI değerlerinin aslında önemli olmadığı ortaya çıktı. Yalnız katılımcılar, geniş omuzlu erkeklerin daha çekici olduklarını açıkladılar.
EREKSİYON VE PRIABOS
PSYKHIETRIA VE MYTHOS_K.DINCMEN
SAYFA 53
Ağrılı, istenmeyen ve genelde geceleri ortaya çıkan ereksiyona Priapismus denir. Priapos mitoloji sembolü penis olan, tarım-hayvancılık-balıkçılık ve bolluk tanrısıdır. Mite göre öyle çok içer ki bir törende, çirkinliğine bakmadan çok güzel bir kıza aşık olur, herkes uykudan ona yaklaşır ama eşek arısı sokar, ve herkes onun o haliyle dalga geçer
SAYFA 53
Ağrılı, istenmeyen ve genelde geceleri ortaya çıkan ereksiyona Priapismus denir. Priapos mitoloji sembolü penis olan, tarım-hayvancılık-balıkçılık ve bolluk tanrısıdır. Mite göre öyle çok içer ki bir törende, çirkinliğine bakmadan çok güzel bir kıza aşık olur, herkes uykudan ona yaklaşır ama eşek arısı sokar, ve herkes onun o haliyle dalga geçer
EL SALLAMA VE ALKIŞ HAREKETİNİN KÖKENİ
İNSANI ANLAMAK_Ö.KÖKNEL
SAYFA 61
Bu hareket, kucaklama hareketinden kaynaklanır. Bu görüşe göre, bebek annesinin yaklaştığını görünce, onu kucaklama, ona sarılmak ister. Bu amaçla ellerini açar, kollarını öne uzatır. Ancak annesine ulaşamadığından bebeğin eli ve kolu boşlukta sallanır ve elleri birbirine çarpar.
SAYFA 61
Bu hareket, kucaklama hareketinden kaynaklanır. Bu görüşe göre, bebek annesinin yaklaştığını görünce, onu kucaklama, ona sarılmak ister. Bu amaçla ellerini açar, kollarını öne uzatır. Ancak annesine ulaşamadığından bebeğin eli ve kolu boşlukta sallanır ve elleri birbirine çarpar.
EGO SAVUNMA MEKANİZMALARI
PSİKANALİZ VE SONRASI_E.GEÇTAN
SAYFA 78
Zorlanma yaşayan insan iki sorunlar karşılaşır:
1.yeni duruma uyum çabaları
2.psikolojik dağılmaya karşı korunma
2.a.onarım mek.(ağlama,sürekli konuşma)
2.b.ego savunma mek.
2.b.1.duyguların yadsınması
2.b.2.duygusal katılımın azaltılması
2.b.3.tehlikeye karşı savaş
2.b.3.i.baskı(repression)
2.b.3.ii.yadsıma(denial)
2.b.3.iii.neden bulma(rationalization)
2.b.3.iv.yansıtma(projection)
2.b.3.v.ödünleme(compensation)
2.b.3.vi.yüceltme(sublimation)
2.b.3.vii.özdeşleşme(identification)
2.b.3.viii.içselleştirme(introjection)
2.b.3.ix.yön değiştirme(displacement)
2.b.3.x.duygudaşlık-boyun eğme(sympaty-submission)
2.b.3.xi.duygusal soyutlama(em.isolation
2.b.3.xii.yapma-bozma(undoing)
2.b.3.xiii.karşı-tepki oluşturma(reaction-formation)
2.b.3.ixx.dönüşme(conversion)
2.b.3.xx.somatizasyon(somatization)
SAYFA 78
Zorlanma yaşayan insan iki sorunlar karşılaşır:
1.yeni duruma uyum çabaları
2.psikolojik dağılmaya karşı korunma
2.a.onarım mek.(ağlama,sürekli konuşma)
2.b.ego savunma mek.
2.b.1.duyguların yadsınması
2.b.2.duygusal katılımın azaltılması
2.b.3.tehlikeye karşı savaş
2.b.3.i.baskı(repression)
2.b.3.ii.yadsıma(denial)
2.b.3.iii.neden bulma(rationalization)
2.b.3.iv.yansıtma(projection)
2.b.3.v.ödünleme(compensation)
2.b.3.vi.yüceltme(sublimation)
2.b.3.vii.özdeşleşme(identification)
2.b.3.viii.içselleştirme(introjection)
2.b.3.ix.yön değiştirme(displacement)
2.b.3.x.duygudaşlık-boyun eğme(sympaty-submission)
2.b.3.xi.duygusal soyutlama(em.isolation
2.b.3.xii.yapma-bozma(undoing)
2.b.3.xiii.karşı-tepki oluşturma(reaction-formation)
2.b.3.ixx.dönüşme(conversion)
2.b.3.xx.somatizasyon(somatization)
EGO PSİKOLOJİSİ
PSİKANALİZ VE SONRASI_E.GEÇTAN
SAYFA 72
Freuddan sonra kızı Anna,Erikson,Hartman Jacobsen ve Rapoport tarafından savunulan psikanaliz sonrası akım, freud'un tanımladığı ancak üzerinde durmadığı bastırma dışındaki savunma mekanizmalarının tanımlanması ve bunların tedavi amacı olarak kullanılmasıdır.
SAYFA 72
Freuddan sonra kızı Anna,Erikson,Hartman Jacobsen ve Rapoport tarafından savunulan psikanaliz sonrası akım, freud'un tanımladığı ancak üzerinde durmadığı bastırma dışındaki savunma mekanizmalarının tanımlanması ve bunların tedavi amacı olarak kullanılmasıdır.
DÜŞÜNCELER
MİLLİYET
4.8.1996 SAYFA 19
Düşünmenin süresi 15sn kadardır ve 1dk'dan fazla düşünelemez. İnsan %33 çevresindeki olayları, %25 insan ilişkilerini, %6 problem çözmek, %3 kendi kendini tenkit, %3 rahatsız eden bir konu üzerine düşünür. İnsanlar en fazla insan ilişkilerini, şahsi olayları ve kendini kızdıran olaylar üzerinde durur.
4.8.1996 SAYFA 19
Düşünmenin süresi 15sn kadardır ve 1dk'dan fazla düşünelemez. İnsan %33 çevresindeki olayları, %25 insan ilişkilerini, %6 problem çözmek, %3 kendi kendini tenkit, %3 rahatsız eden bir konu üzerine düşünür. İnsanlar en fazla insan ilişkilerini, şahsi olayları ve kendini kızdıran olaylar üzerinde durur.
DOĞUMDA SAKATLIK VE YA BOZUKLUK
KİŞİLİK_Ö.KÖKNEL
SAYFA 33
Rasgele evlenmelerden doğacak çocukların herhangi bir hastalık, sakatlık veya bozukluk taşıma şanssızlığı 1/40 olarak hesaplanmıştır.
SAYFA 33
Rasgele evlenmelerden doğacak çocukların herhangi bir hastalık, sakatlık veya bozukluk taşıma şanssızlığı 1/40 olarak hesaplanmıştır.
DOĞUM SIRASI DENEYLERİ
THEORIES OF PERSONALITY_D.SCHULTZ
SAYFA 141
Adler'in teorisinde de olduğu gibi, ilk çocuk daha başarılı,zeki ve prestijli ancak başkalarına daha bağımlı, stres altında sinirli davranış bozukluklarına daha yatkın ve nispeten daha az popüler insanlar. İkinci çocuklarda yarışmacı kişilik özelliği desteklenmezken, son çocuk eğer şımartıldıysa, problemlerle başa çıkamıyor,alkolik oluyorlar. Ancak daha popüler
SAYFA 141
Adler'in teorisinde de olduğu gibi, ilk çocuk daha başarılı,zeki ve prestijli ancak başkalarına daha bağımlı, stres altında sinirli davranış bozukluklarına daha yatkın ve nispeten daha az popüler insanlar. İkinci çocuklarda yarışmacı kişilik özelliği desteklenmezken, son çocuk eğer şımartıldıysa, problemlerle başa çıkamıyor,alkolik oluyorlar. Ancak daha popüler
DOĞUM KONTROL HAPLARI VE KOKU
GÜNCEL PSİKOLOJİ
KIŞ 2005 SAYFA 57
DNA'mızın MHC bölümü bağışıklık ve kendi kokumuzu üreten proteinleri denetler. MHC'si bizimkinden farklı olan biriyle eşleşmek üzere yaradılmışızdır. Bağışıklık sistemi farklı insanlarda düşük, yanlış doğumlar daha azdır. İsviçre Bern üniversitesinde yapılan araştırmada erkeklerin giydikleri giysileri koklayan kadınlar, aralarından birini seçmeleri istendi. Kadınlar, MHC'leri farklı erkekleri seçtiler ve bunların eski veya yeni sevgililerini çağrıştırdığını söylediler. MHC'leri benzer kokuları da baba veya kardeşlerine benzettiklerini söylediler.
Oysa doğum kontrol hapları alan kadınlar, ciddi şekilde eş seçiminde yanıldı. Hap, beyni kandırarak hamileymiş gibi davranmasını sağladı, bu da savunmasız durumunda kadının akrabalarıyla olması gereğiyle açıklandı. Dolayısıyla, doğum kontrol haplarının fazla kullanımı boşanma üzerinde bir neden olabilir.
KIŞ 2005 SAYFA 57
DNA'mızın MHC bölümü bağışıklık ve kendi kokumuzu üreten proteinleri denetler. MHC'si bizimkinden farklı olan biriyle eşleşmek üzere yaradılmışızdır. Bağışıklık sistemi farklı insanlarda düşük, yanlış doğumlar daha azdır. İsviçre Bern üniversitesinde yapılan araştırmada erkeklerin giydikleri giysileri koklayan kadınlar, aralarından birini seçmeleri istendi. Kadınlar, MHC'leri farklı erkekleri seçtiler ve bunların eski veya yeni sevgililerini çağrıştırdığını söylediler. MHC'leri benzer kokuları da baba veya kardeşlerine benzettiklerini söylediler.
Oysa doğum kontrol hapları alan kadınlar, ciddi şekilde eş seçiminde yanıldı. Hap, beyni kandırarak hamileymiş gibi davranmasını sağladı, bu da savunmasız durumunda kadının akrabalarıyla olması gereğiyle açıklandı. Dolayısıyla, doğum kontrol haplarının fazla kullanımı boşanma üzerinde bir neden olabilir.
DİRENEN VE KAVGACI KADIN
CUMHURİYET BİLİM VE TEKNİK
SAYFA 2
Kadınların daha çok direnen ve kavga eden tarafı oluşturmasının nedeni olarak, eski çağlardan beri ezilmeleri gösteriliyor. Kılıç kullanmadıkları için ikili ilişkilerde sözlü silahları kullanmayı tercih etmektedirler.
SAYFA 2
Kadınların daha çok direnen ve kavga eden tarafı oluşturmasının nedeni olarak, eski çağlardan beri ezilmeleri gösteriliyor. Kılıç kullanmadıkları için ikili ilişkilerde sözlü silahları kullanmayı tercih etmektedirler.
DİL, İLK KULLANILAN HECELER
İNSANI ANLAMAK_Ö.KÖKNEL
SAYFA 93
Bütün dünya çocuklarının ortak olarak kullandıkları ilk heceler ba-ba,ma-madır. Dünya dillerinin çoğunda anneyle beslenmeyi anlatan sözcükler aynıdır veya çok benzer. Ayrıca anne genelde M,N gibi yumuşak harflerle baba ise B,D,P,T gibi sert harflerle başlar.
SAYFA 93
Bütün dünya çocuklarının ortak olarak kullandıkları ilk heceler ba-ba,ma-madır. Dünya dillerinin çoğunda anneyle beslenmeyi anlatan sözcükler aynıdır veya çok benzer. Ayrıca anne genelde M,N gibi yumuşak harflerle baba ise B,D,P,T gibi sert harflerle başlar.
DEPRESYONUN YAYGINLIĞI
HÜRRİYET
4.1998
Kadınlarda %20, erkeklerde %10 oranında depresyona rastlanıyor. Bu depresyonlu hastaların %75'i intiharı düşünüyor ve %10'u da gerçekleştiriyor.
4.1998
Kadınlarda %20, erkeklerde %10 oranında depresyona rastlanıyor. Bu depresyonlu hastaların %75'i intiharı düşünüyor ve %10'u da gerçekleştiriyor.
DEPRESYONUN GENETİK ETKİSİ
YAŞASIN HAYAT_O.MÜFTÜOĞLU
SAYFA 125
Ebeveynlerinden birinde depresyon varsa çocukta %20, her ikisinde de varsa %50 olasılıkla çocukta da depresyon olacaktır.
SAYFA 125
Ebeveynlerinden birinde depresyon varsa çocukta %20, her ikisinde de varsa %50 olasılıkla çocukta da depresyon olacaktır.
DEPRESYON VE DÜŞÜNCELER
YAŞASIN HAYAT_O.MÜFTÜOĞLU
SAYFA 124
Depresyondaki kişilerde olumlu ve olumsuz düşünceler hemen hemen eşittir, depresyonda olmayanlarda, olumlu düşünceler, olumsuz düşüncelerin iki katıdır.
SAYFA 124
Depresyondaki kişilerde olumlu ve olumsuz düşünceler hemen hemen eşittir, depresyonda olmayanlarda, olumlu düşünceler, olumsuz düşüncelerin iki katıdır.
ÇAĞIMIZIN KAYGILI İNSANI_E.ATABEK
CUMHURİYET_E.ATABEK
22.11.1999
Karen Horney , gunumuzun insanini boyle tanimliyor: ''Kaygilari nedeniyle davranislari, kisiligi nevrotik ozellikler kazanmis kisi!''
Insanin gunumuzdeki kaygilari icin oyle cok neden var ki...
Kendimize iliskin kaygilar, cevremize iliskin kaygilar, kimi zaman dunyanin gidisine iliskin kaygilar yakamizi hic birakmaz.
Son birkac ay icinde hepimizi saran ''deprem kaygisi'' neredeyse gercek bir ruh sagligi sorununa donustu. Hepimiz birer deprembilimci kesildik, fay hatti nerelerden geciyor, deprem nerelere yakin, kac siddetinde deprem nasil etkiler gibi sorular acik kaygilara donusuyor.
Deprem olayini asarsak eskisiyle yenisiyle kaygilar gene pesimizde, gene icimizde.
Iyi de, hep kaygiyla yasanmaz. Aslinda kaygiyla yasamak dunyanin en zor islerinden. Onun icin de insanlar ''kaygidan kurtulmanin'' yollarini ariyor.
Kaygidan kurtulmak, bilissel duzeyde buna uygun bilgi, bilinc, duygu donanimiyla olabilir. Hem akademik zekanin hem de duygusal zekanin bu anlamda egitilmis olmasi ''kaygiyi pozitif yasamaya'' donusturebilir.
Bunun icin ''dort adimli bir strateji'' uygulamak gerekiyor:
1. adim: Kaygiyi tanimak, varligini bilmek.
2. adim: Kaygiyi olusturan olgular, kosullar, kisilerle ilgili olarak degisik secenekler olusturmak.
3. adim: bu secenekleri tartarak yapilmasi gereken is konusunda karar vermek.
4. adim: Verilen karar dogrultusunda harekete gecmek ve sorumluluk almak.
Bir deprem tehlikesinden girilecek sinava, cocugumuzla ilgili sorundan isimizle ilgili kaygilara kadar uygulamamiz gereken yol budur. Ancak her duruma ozgu ''yapilacak isler programi'' elbette farkli olacaktir.
Ama pek cok insan icin ''kaygidan kurtulmak'' kolay degildir. Bu durumda insanlar kendileri icin ''kayginin verecegi sikinti ve acilardan kurtulma yollari'' olarak dort temel yol secerler. Karen Horney'in uzerinde durdugu dort temel yol sunlardir:
1. Kaygi uyandiran olguyu ussallastirma:
Cocugumuzun atesi ciktigi zaman ''kaygilaniriz.'' Bir yandan da cocuklarin atesinin cabuk ciktigini, hemen telaslanacak bir sey olmadigini biliriz, ama ''kaygilanmaktan kendimizi alamayiz.'' Bu kaygiyi ussallastirarak (akla uygun duruma getirerek), cocugumuzun atesinin yukselmesinin cok kotu bir hastaligin isareti olabilecegini soyler, telasimiza hakli bir gerekce buluruz.
Pek cok kaygimizi bu bicimde ussallastirarak ''kaygimizin bizde yaratacagi sikintiyi hakli kilmaya'' calisiriz.
2. Kayginin varligini inkar etmek:
Insanlar kendilerinde kaygi uyandiran herhangi bir seyi ''inkar ederek'' bu kaygidan kurtulmaya calisirlar. Isyerinde herkes icin var olan bir ''isten cikarilma'' riskinin uyandirdigi kaygiyi, kisi ''benim icin hicbir sey yok'' diye inkar ederek uzaklastirir. Bu bicimde ''inkar ederek kurtulmaya calistigimiz'' pek cok kaygimiz vardir. Insanlar kimi zaman cok yakinlarindaki bir tehlikeyi bile ''gormeyi inkar ederek'' kurtulmaya calisirlar. Alman demokratlari da ''fasizm tehlikesini gormezden gelerek'' kendilerini rahatlatmak istemisler, ancak fasizm gelince kendilerini kurtaramamislardir.
Burada dikkati ceken bir nokta da, tehlikenin yarattigi kaygi ne denli yuksekse inkar da o denli siddetli olmaktadir.
3. Kaygiyi uyusturma yollari:
Bu yollarin basinda en cok bilinen ''alkol kullanma'', ''uyusturucu kullanma'' gelir. Dunyada giderek artan alkol ve uyusturucu kullanimi ''kaygiyi uyusturma'' ile dogrudan baglantilidir. Ancak uyusturma yollari sadece bunlar degildir.
''Ise asiri duskunluk'' de kaygiyi uyusturmanin cok uygulanan bir yoludur. Cumartesi pazar gunleri de calismak, yaz tatili yapmamak, ise asiri duskunluk, kaygiyi uyusturmanin hem de yuksek odullu bir yoludur.
Normal disi uyku uyumak da kaygiyi uyusturmanin bir yoludur. Burada dikkati ceken, cok uyudugu halde kisinin kendisini dinlenmis hissetmemesidir.
Cinsel edimler de kaygiyi uyusturmanin bir yolu olarak kullanilir. Asiri cinsellige duskunluk, rastgele cinsel iliskiler, buna karsin doyumsuzlugu engelleyememek, sinirlilik, bu tutumun kaygidan kurtulmayla ilgili oldugunu ortaya koyar.
4. Kaygi uyandiran her seyden kacinmak:
Toplumda bu konunun sik gorulen ornekleri ''Bende bir sey bulurlar'' kaygisiyla gerektigi halde doktora gidememek, dis hekiminden kacinmaktir. Pek cok insan yapmasi gereken isleri, duydugu kaygi nedeniyle yapamaz duruma gelmektedir.
22.11.1999
Karen Horney , gunumuzun insanini boyle tanimliyor: ''Kaygilari nedeniyle davranislari, kisiligi nevrotik ozellikler kazanmis kisi!''
Insanin gunumuzdeki kaygilari icin oyle cok neden var ki...
Kendimize iliskin kaygilar, cevremize iliskin kaygilar, kimi zaman dunyanin gidisine iliskin kaygilar yakamizi hic birakmaz.
Son birkac ay icinde hepimizi saran ''deprem kaygisi'' neredeyse gercek bir ruh sagligi sorununa donustu. Hepimiz birer deprembilimci kesildik, fay hatti nerelerden geciyor, deprem nerelere yakin, kac siddetinde deprem nasil etkiler gibi sorular acik kaygilara donusuyor.
Deprem olayini asarsak eskisiyle yenisiyle kaygilar gene pesimizde, gene icimizde.
Iyi de, hep kaygiyla yasanmaz. Aslinda kaygiyla yasamak dunyanin en zor islerinden. Onun icin de insanlar ''kaygidan kurtulmanin'' yollarini ariyor.
Kaygidan kurtulmak, bilissel duzeyde buna uygun bilgi, bilinc, duygu donanimiyla olabilir. Hem akademik zekanin hem de duygusal zekanin bu anlamda egitilmis olmasi ''kaygiyi pozitif yasamaya'' donusturebilir.
Bunun icin ''dort adimli bir strateji'' uygulamak gerekiyor:
1. adim: Kaygiyi tanimak, varligini bilmek.
2. adim: Kaygiyi olusturan olgular, kosullar, kisilerle ilgili olarak degisik secenekler olusturmak.
3. adim: bu secenekleri tartarak yapilmasi gereken is konusunda karar vermek.
4. adim: Verilen karar dogrultusunda harekete gecmek ve sorumluluk almak.
Bir deprem tehlikesinden girilecek sinava, cocugumuzla ilgili sorundan isimizle ilgili kaygilara kadar uygulamamiz gereken yol budur. Ancak her duruma ozgu ''yapilacak isler programi'' elbette farkli olacaktir.
Ama pek cok insan icin ''kaygidan kurtulmak'' kolay degildir. Bu durumda insanlar kendileri icin ''kayginin verecegi sikinti ve acilardan kurtulma yollari'' olarak dort temel yol secerler. Karen Horney'in uzerinde durdugu dort temel yol sunlardir:
1. Kaygi uyandiran olguyu ussallastirma:
Cocugumuzun atesi ciktigi zaman ''kaygilaniriz.'' Bir yandan da cocuklarin atesinin cabuk ciktigini, hemen telaslanacak bir sey olmadigini biliriz, ama ''kaygilanmaktan kendimizi alamayiz.'' Bu kaygiyi ussallastirarak (akla uygun duruma getirerek), cocugumuzun atesinin yukselmesinin cok kotu bir hastaligin isareti olabilecegini soyler, telasimiza hakli bir gerekce buluruz.
Pek cok kaygimizi bu bicimde ussallastirarak ''kaygimizin bizde yaratacagi sikintiyi hakli kilmaya'' calisiriz.
2. Kayginin varligini inkar etmek:
Insanlar kendilerinde kaygi uyandiran herhangi bir seyi ''inkar ederek'' bu kaygidan kurtulmaya calisirlar. Isyerinde herkes icin var olan bir ''isten cikarilma'' riskinin uyandirdigi kaygiyi, kisi ''benim icin hicbir sey yok'' diye inkar ederek uzaklastirir. Bu bicimde ''inkar ederek kurtulmaya calistigimiz'' pek cok kaygimiz vardir. Insanlar kimi zaman cok yakinlarindaki bir tehlikeyi bile ''gormeyi inkar ederek'' kurtulmaya calisirlar. Alman demokratlari da ''fasizm tehlikesini gormezden gelerek'' kendilerini rahatlatmak istemisler, ancak fasizm gelince kendilerini kurtaramamislardir.
Burada dikkati ceken bir nokta da, tehlikenin yarattigi kaygi ne denli yuksekse inkar da o denli siddetli olmaktadir.
3. Kaygiyi uyusturma yollari:
Bu yollarin basinda en cok bilinen ''alkol kullanma'', ''uyusturucu kullanma'' gelir. Dunyada giderek artan alkol ve uyusturucu kullanimi ''kaygiyi uyusturma'' ile dogrudan baglantilidir. Ancak uyusturma yollari sadece bunlar degildir.
''Ise asiri duskunluk'' de kaygiyi uyusturmanin cok uygulanan bir yoludur. Cumartesi pazar gunleri de calismak, yaz tatili yapmamak, ise asiri duskunluk, kaygiyi uyusturmanin hem de yuksek odullu bir yoludur.
Normal disi uyku uyumak da kaygiyi uyusturmanin bir yoludur. Burada dikkati ceken, cok uyudugu halde kisinin kendisini dinlenmis hissetmemesidir.
Cinsel edimler de kaygiyi uyusturmanin bir yolu olarak kullanilir. Asiri cinsellige duskunluk, rastgele cinsel iliskiler, buna karsin doyumsuzlugu engelleyememek, sinirlilik, bu tutumun kaygidan kurtulmayla ilgili oldugunu ortaya koyar.
4. Kaygi uyandiran her seyden kacinmak:
Toplumda bu konunun sik gorulen ornekleri ''Bende bir sey bulurlar'' kaygisiyla gerektigi halde doktora gidememek, dis hekiminden kacinmaktir. Pek cok insan yapmasi gereken isleri, duydugu kaygi nedeniyle yapamaz duruma gelmektedir.
COCUK SEMPANZE
SCIENTIFIC AMERICAN
JULY 1951 SAYFA 32
Iki psikolog disi bir sempanze yavrusunu ayni bir insan yavrusu gibi yetistirmisler ve sempanze 3 yasina kadar normal cocuklar gibi huner gostermistir. Tek fark dil konusunda ortaya cikmistir. Simgeleri kullanmayi dogal olarak diger avantajlari da birbirinde getirmektedir. Cunki dil, bilgileri paylasma aracidir.
JULY 1951 SAYFA 32
Iki psikolog disi bir sempanze yavrusunu ayni bir insan yavrusu gibi yetistirmisler ve sempanze 3 yasina kadar normal cocuklar gibi huner gostermistir. Tek fark dil konusunda ortaya cikmistir. Simgeleri kullanmayi dogal olarak diger avantajlari da birbirinde getirmektedir. Cunki dil, bilgileri paylasma aracidir.
BULUĞ ÇAĞINA GİRME YAŞI
BİLİM VE TEKNİK
SAYI 296 SAYFA 59
17.yy'da buluğ çağı 17.5 yaşında iken, çağımızda 13 yaş civarındadır. Ayrıca 15-19 yaş arası gençlerin %73 pakistan, %70 hindistan, %31 mısır, %7 avrupada evli.
SAYI 296 SAYFA 59
17.yy'da buluğ çağı 17.5 yaşında iken, çağımızda 13 yaş civarındadır. Ayrıca 15-19 yaş arası gençlerin %73 pakistan, %70 hindistan, %31 mısır, %7 avrupada evli.
BOŞ ZAMANLARI DEĞERLENDİRME
YENİ YÜZYIL
6.9.98
Boş zamanlarını değerlendirmede Chap'nin yaptırdığı gençlik araştırmasının sonucuna göre, %93.6'sı evde TV seyrederek geçiriyor.
6.9.98
Boş zamanlarını değerlendirmede Chap'nin yaptırdığı gençlik araştırmasının sonucuna göre, %93.6'sı evde TV seyrederek geçiriyor.
BOŞ ZAMANLARI DEĞERLENDİRME
THEMA LAROUSSE
CİLT 2 SAYFA 480
TV %19 kahve %3
okuma %15 dini sohbet %2.4
sohbet %12 spor %1
dinlenme%11 sinema-konser-tiyatro %1
elişi %8 gazino-disko %0.3
çarşı %7 kütüphane %0.2
radyo %6
müzik %5
park %4
CİLT 2 SAYFA 480
TV %19 kahve %3
okuma %15 dini sohbet %2.4
sohbet %12 spor %1
dinlenme%11 sinema-konser-tiyatro %1
elişi %8 gazino-disko %0.3
çarşı %7 kütüphane %0.2
radyo %6
müzik %5
park %4
BEYİN, KADIN/ERKEK
HÜRRİYET
3.5.1998
* Kadınlar, beyinlerinin daha geniş kapsamını kullanıyorlar.
* Duygulandıkların da erkeklerinkinden 8kat fazla hücre devreye giriyor.
* duyma ve işitme yetenekleri daha gelişmiş.
* Dil öğrenme kapasiteleri daha fazla.
* hafızaları daha iyi.
* beyinleri erkeklerinkinden daha yavaş küçülüyor.
3.5.1998
* Kadınlar, beyinlerinin daha geniş kapsamını kullanıyorlar.
* Duygulandıkların da erkeklerinkinden 8kat fazla hücre devreye giriyor.
* duyma ve işitme yetenekleri daha gelişmiş.
* Dil öğrenme kapasiteleri daha fazla.
* hafızaları daha iyi.
* beyinleri erkeklerinkinden daha yavaş küçülüyor.
BEYİN YARI-KÜRELERİ
İNSAN VE DAVRANIŞI_D.CÜCELOĞLU
SAYFA 26
Bugün birçok psikolog, beynin sol yarı-k üresinin entelektüel, analitik, kritik düşünceden,sağ yarı-küresininse mekansal artistik, sezgisel algılamadan sorumlu olduğunu düşünür. Sol yarı-küre konuşma ve yazma gibi dil davranışlarından da sorumludur. Kadınların sağ yarı-küreleri daha duyarlıyken, erkeklerlerde belirgin bir farklılığa rastlanılmamıştır.
SAYFA 26
Bugün birçok psikolog, beynin sol yarı-k üresinin entelektüel, analitik, kritik düşünceden,sağ yarı-küresininse mekansal artistik, sezgisel algılamadan sorumlu olduğunu düşünür. Sol yarı-küre konuşma ve yazma gibi dil davranışlarından da sorumludur. Kadınların sağ yarı-küreleri daha duyarlıyken, erkeklerlerde belirgin bir farklılığa rastlanılmamıştır.
BEYİN KULLANIMI
FOCUS
SAYI 10.2003 SAYFA 40
Beynin sadece %10'unu kullandığımız efsanesi 1930larda ortaya atılan, beynin elektrotlarla incelenmesi sonrasında büyük bir bölümünün sessiz olduğu ortaya çıktı. Ancak modern beyin taramaları beynin her alanını etkilediğini kanıtladı.
SAYI 10.2003 SAYFA 40
Beynin sadece %10'unu kullandığımız efsanesi 1930larda ortaya atılan, beynin elektrotlarla incelenmesi sonrasında büyük bir bölümünün sessiz olduğu ortaya çıktı. Ancak modern beyin taramaları beynin her alanını etkilediğini kanıtladı.
BELLEK, KİTABIN UNUTULMASI
ZİHİNSEL GÜCÜ KULLANMA_M.BALIKÇIGİL
SAYFA 51
Bir kitabın %80'i, 24 saat içinde unutulur.
SAYFA 51
Bir kitabın %80'i, 24 saat içinde unutulur.
BELLEK İÇİN OKSİJEN
HÜRRİYET
14.6.1998
İngiliz bilimadamları, normal hava ve oksijenli hava verdikleri iki gruba 15 sözcük dinletti. 6 dakika sonra normal grup 4-5, oksijenli grup 8-9 sözcük anımsadı.
14.6.1998
İngiliz bilimadamları, normal hava ve oksijenli hava verdikleri iki gruba 15 sözcük dinletti. 6 dakika sonra normal grup 4-5, oksijenli grup 8-9 sözcük anımsadı.
BELLEĞİN OLUŞUMU VE İLK HAFIZA
PSYCHOLOGY_D.G.MYERS
SAYFA 85
Sinir sisteminin tam olarak bağlanmamış olması nedeniyle çocuk 3 yaşına kadar olan hiçbir anısını hatırlamaz. 5 yaşına kadar da çok fazla bir şey hatırlayamaz. Bunun sebebi de belleğin organizasyonunun henüz öğrenilmemiş olmasıdır.
SAYFA 85
Sinir sisteminin tam olarak bağlanmamış olması nedeniyle çocuk 3 yaşına kadar olan hiçbir anısını hatırlamaz. 5 yaşına kadar da çok fazla bir şey hatırlayamaz. Bunun sebebi de belleğin organizasyonunun henüz öğrenilmemiş olmasıdır.
BEBEKLERİN KALP SESİNE OLAN DUYARLIĞI
İNSAN OLMAK_E.GEÇTAN
SAYFA 30
1960 yılında ABD'de yapılan araştırmada, bebeklerin kalp sesiyle ağlamayı kestikleri ve daha kolay uyudukları gözlendi. Ayrıca solak olanlar da dahil olmak üzere annelerin bebeklerini kalplarinin üzerinde tuttukları tesbit edildi. Bunun sebebi olarak, bebeğin dölyatağındaki titreşimlerden aldığı güven ortamını hissettiği düşünülüyor.
SAYFA 30
1960 yılında ABD'de yapılan araştırmada, bebeklerin kalp sesiyle ağlamayı kestikleri ve daha kolay uyudukları gözlendi. Ayrıca solak olanlar da dahil olmak üzere annelerin bebeklerini kalplarinin üzerinde tuttukları tesbit edildi. Bunun sebebi olarak, bebeğin dölyatağındaki titreşimlerden aldığı güven ortamını hissettiği düşünülüyor.
BEBEĞİN CİNSİYETİNİN ÖNEMİ
PSYCHOLOGY OF GENDER_Ders Notları
SAYFA 88
Bebeğin doğumundan sonra sorulan soru %80 cinsiyetiyle ilgilidir. Sağlığı bile bu sorudan sonra merak edilir. ABD'de 1970'lerde erkeklerin %90, kadınların %92'si ilk çocuklarının erkek olmasını istiyorlardı. 90'lardaki araştırmalara göre ise erkeklerin %75'i, kadınların %79'u hala erkek çocuk istiyorlar.
SAYFA 88
Bebeğin doğumundan sonra sorulan soru %80 cinsiyetiyle ilgilidir. Sağlığı bile bu sorudan sonra merak edilir. ABD'de 1970'lerde erkeklerin %90, kadınların %92'si ilk çocuklarının erkek olmasını istiyorlardı. 90'lardaki araştırmalara göre ise erkeklerin %75'i, kadınların %79'u hala erkek çocuk istiyorlar.
AŞK HORMONLARI
GÜNCEL PSİKOLOJİ
KIŞ 2005 SAYFA 50
Bir insan bilinmeyenlerle karşılaştığında dopamin ve neropinefrin düzeyleri yükselir. İlk aşk yaşandığında bu hormonla devreye girmektedir.
Dopaminin verdiği heyecan zamanla yatışır ve uzun süreli bağlanmaya sebep olan hormonlar vazopressin ve oksitosin devreye girer. Seks sırasında salgınan okşayıcı kimyasallar, çocuk büyütmek için gereken bağı kolaylaştırırken, kendimizi sıcak, evcimen hissetmemizi sağlar. Oksidosin, dopamin ve neropinefrin düzeylerini de düşürebilir.
Yenilik, dopamin seviyesini yükseltecektir. Bunun da yolu mizah ve cinselliktir, cinsellik testosteronu artırır, o da dopamini yükseltir. Tabi sıradanlaşmamış bir cinsellik. Uzun süre sevgiliden ayrılmak veya ciddi tartışmalar da benzer etkiyi yaratacaktır.
Ayrıca iyi bir ilişki için olması gerekenlerin başında heyecan (dopamin) seviyesi benzer olmalıdır. En iyi bileşim heyecan arama düzeyleri düşük çiftler arasında olacaktır. Birlikte mutlu olurlar ve alışkanlık haline gelirler.
KIŞ 2005 SAYFA 50
Bir insan bilinmeyenlerle karşılaştığında dopamin ve neropinefrin düzeyleri yükselir. İlk aşk yaşandığında bu hormonla devreye girmektedir.
Dopaminin verdiği heyecan zamanla yatışır ve uzun süreli bağlanmaya sebep olan hormonlar vazopressin ve oksitosin devreye girer. Seks sırasında salgınan okşayıcı kimyasallar, çocuk büyütmek için gereken bağı kolaylaştırırken, kendimizi sıcak, evcimen hissetmemizi sağlar. Oksidosin, dopamin ve neropinefrin düzeylerini de düşürebilir.
Yenilik, dopamin seviyesini yükseltecektir. Bunun da yolu mizah ve cinselliktir, cinsellik testosteronu artırır, o da dopamini yükseltir. Tabi sıradanlaşmamış bir cinsellik. Uzun süre sevgiliden ayrılmak veya ciddi tartışmalar da benzer etkiyi yaratacaktır.
Ayrıca iyi bir ilişki için olması gerekenlerin başında heyecan (dopamin) seviyesi benzer olmalıdır. En iyi bileşim heyecan arama düzeyleri düşük çiftler arasında olacaktır. Birlikte mutlu olurlar ve alışkanlık haline gelirler.
ANNE VE AYRIMLAŞMA-BİREYSELLEŞME
GÜNCEL PSİKOLOJİ
KIŞ 2005 SAYFA 39
İlk kez Margaret Mahler tarafından tanımlanan Ayrımlaşma-Bireyselleşme sürecine göre çocuk-anne ilişkisinin gelişimi, ilk 3 yılında anneden ayrılarak birey haline gelmesi şu şekildedir :
Otistik dönem (-2 ay) : bebek dünyadan habersiz yaşar.
Sembiyoz dönem (2-6 ay) : annesine gülümser, anne ile arada yoğun bir ilişki vardır, gözleri birbirlerinden başkasını görmez.
Ayrımlaşma-Bireyselleşme 1.dönem (6-10 ay) : annenin ayrı bir varlık olmasının anlaşılması. Diğer insanlar farkedilir, oyuncaklar ve dış dünya cezbedicidir.
Ayrımlaşma-Bireyselleşme 2.dönem (10-16 ay) : maceradan maceraya, annede tedirginlik.
Ayrımlaşma-Bireyselleşme 3.dönem (16-24 ay) : anneden uzaklaşmak heyecanlıdır ama tehlikelidir de.
Ayrımlaşma-Bireyselleşme 4.dönem (24-24 ay) : yeniden anneye yakınlaşır, herşeyi bu sefer anneyle yapmak ister, sancılı bir dönemdir, anne yorulur, bu dönemin atlatılması kişinin bireyselleşmesiyle yakından ilgilidir. Bu devrede anne 3 tepki gösterir, aşırı temkinli-koruyucu, umursamaz, denge.
Son dönem : Zihinseş yetileri ve deneyimleri sonucu, anne olmadığında da yaşamayı öğrenmiştir.
KIŞ 2005 SAYFA 39
İlk kez Margaret Mahler tarafından tanımlanan Ayrımlaşma-Bireyselleşme sürecine göre çocuk-anne ilişkisinin gelişimi, ilk 3 yılında anneden ayrılarak birey haline gelmesi şu şekildedir :
Otistik dönem (-2 ay) : bebek dünyadan habersiz yaşar.
Sembiyoz dönem (2-6 ay) : annesine gülümser, anne ile arada yoğun bir ilişki vardır, gözleri birbirlerinden başkasını görmez.
Ayrımlaşma-Bireyselleşme 1.dönem (6-10 ay) : annenin ayrı bir varlık olmasının anlaşılması. Diğer insanlar farkedilir, oyuncaklar ve dış dünya cezbedicidir.
Ayrımlaşma-Bireyselleşme 2.dönem (10-16 ay) : maceradan maceraya, annede tedirginlik.
Ayrımlaşma-Bireyselleşme 3.dönem (16-24 ay) : anneden uzaklaşmak heyecanlıdır ama tehlikelidir de.
Ayrımlaşma-Bireyselleşme 4.dönem (24-24 ay) : yeniden anneye yakınlaşır, herşeyi bu sefer anneyle yapmak ister, sancılı bir dönemdir, anne yorulur, bu dönemin atlatılması kişinin bireyselleşmesiyle yakından ilgilidir. Bu devrede anne 3 tepki gösterir, aşırı temkinli-koruyucu, umursamaz, denge.
Son dönem : Zihinseş yetileri ve deneyimleri sonucu, anne olmadığında da yaşamayı öğrenmiştir.
ANKSİYETE TR'DE
TEMPO
16.12.2004 SAYFA 56
Psikiyatr Doç.Dr.Arif Verimli'ye göre, toplumumuzun %60-65'i sosyal fobik. Ülkemizin %60'ı yaygınlaşmış anksiyete, %63'i obsesif-kompulsif, %54 manik depresif psikoz. "Türk toplumunun tümü sosyal fobiktir. Utangaç olmayan, özgüven duygusu yerinde Türk insanı çok az. Bunun nedeni ise aile içi eğitim. Bir de sosyal bozukluk diye tarif edilen ve sosyal fobiden bir önceki durum var hepimizde. Örneğin bir bankaya gidiyor ve çekingen davranıyorsak, bizde sosyal bozukluk var demektir. Bu açıdan bakıldığında, küçük düşme duygusu olmayan aile yok."
16.12.2004 SAYFA 56
Psikiyatr Doç.Dr.Arif Verimli'ye göre, toplumumuzun %60-65'i sosyal fobik. Ülkemizin %60'ı yaygınlaşmış anksiyete, %63'i obsesif-kompulsif, %54 manik depresif psikoz. "Türk toplumunun tümü sosyal fobiktir. Utangaç olmayan, özgüven duygusu yerinde Türk insanı çok az. Bunun nedeni ise aile içi eğitim. Bir de sosyal bozukluk diye tarif edilen ve sosyal fobiden bir önceki durum var hepimizde. Örneğin bir bankaya gidiyor ve çekingen davranıyorsak, bizde sosyal bozukluk var demektir. Bu açıdan bakıldığında, küçük düşme duygusu olmayan aile yok."
ANKSİYETE BOZUKLUKLARI
GÜNCEL PSİKOLOJİ
KIŞ 2005 SAYFA 26
1.Panik Bozukluğu
Birden sarsan ve hiçbir uyaran yineleyerek ortaya çıkan korku nöbetleri. Kalbi yerinden çıkacakmış gibi hisseder, terler, bitkin, bayılacakmış gibi olur, başı döner, ateş basar, titreme vs.
Kadınlarda erkeklerden iki kat fazla ortaya çıkar.
Panik atak geçirilen yerle ilişklendirme sonucu, kişiler o ortamlardan kaçarak, hayatlarını sınılandırabilirler. Agorafobi denen kendilerini çaresiz hissettikleri her türlü durumdan kaçma, panik bozukluğu olanların içte birinde görülür.
2.Yaygın Anksiyete
Süreğen bir gidişi vardır ve ortada tetikleyici neden yokken aşırı üzüntü tasa ve gerginlik durumudur. Kaygılarının, durumun gerektiğinden fazla olduğunu bilseler bile, kaygılanmadan edemezler. Gevşemiyor görülürler, başkalarına göre çabuk irkilirler, ürkme, sıçrama gösterirler.
Kadınlarda erkeklere göre iki kat fazla görülür.
3.Obsesif-kompulsif Bozukluk
Denetimde olmaksızın, kaygılı düşünceler ya da töresel davranışlardan oluşur. Mikroplara takabilir saatlerce elini yıkayabilir, yakınlarına zarar vermekten korkabilir, sayı saymak için çok zaman harcıyor olabilir. Normal insanlardan farklı olarak zamanlarının ciddi bir kısmını bu tür etkinlikler alır.
Sıklığında cinsiyet farkı yoktur.
4.Sosyal Fobi
Sıradan günlük durumlarda bunaltıcı bir kaygı duyma ve sıkılganlıkla belirli bir rahatsızlıktır. Sürekli başkaları tarafından gözlemlendikleri ve yargılandıkları korkusuyla yaşarlar ve davranışlarından dolayı utanç duyacaklarından yada aşağılanacaklarından korkarlar.
Bedensel belirtiler de eşlik eder, terleme, yüz kızarması, titreme, bulantı olabilir. Birileriyle birarada olmak rahatsızlık verebilir.
Kadın ve erkeklerde görülme sıklığı eşittir.
5.Özgül Fobiler
Bir tehlikesi olmayan ya da çok az tehlikesi olan nesne ya da durumlardan aşırı bir korku duymaktır. Kapalı yerler, yükseklik, asansörler, su, uçak, kan vs.
Kadınlarda erkeklerden iki kat sıklıkla görülür.
KIŞ 2005 SAYFA 26
1.Panik Bozukluğu
Birden sarsan ve hiçbir uyaran yineleyerek ortaya çıkan korku nöbetleri. Kalbi yerinden çıkacakmış gibi hisseder, terler, bitkin, bayılacakmış gibi olur, başı döner, ateş basar, titreme vs.
Kadınlarda erkeklerden iki kat fazla ortaya çıkar.
Panik atak geçirilen yerle ilişklendirme sonucu, kişiler o ortamlardan kaçarak, hayatlarını sınılandırabilirler. Agorafobi denen kendilerini çaresiz hissettikleri her türlü durumdan kaçma, panik bozukluğu olanların içte birinde görülür.
2.Yaygın Anksiyete
Süreğen bir gidişi vardır ve ortada tetikleyici neden yokken aşırı üzüntü tasa ve gerginlik durumudur. Kaygılarının, durumun gerektiğinden fazla olduğunu bilseler bile, kaygılanmadan edemezler. Gevşemiyor görülürler, başkalarına göre çabuk irkilirler, ürkme, sıçrama gösterirler.
Kadınlarda erkeklere göre iki kat fazla görülür.
3.Obsesif-kompulsif Bozukluk
Denetimde olmaksızın, kaygılı düşünceler ya da töresel davranışlardan oluşur. Mikroplara takabilir saatlerce elini yıkayabilir, yakınlarına zarar vermekten korkabilir, sayı saymak için çok zaman harcıyor olabilir. Normal insanlardan farklı olarak zamanlarının ciddi bir kısmını bu tür etkinlikler alır.
Sıklığında cinsiyet farkı yoktur.
4.Sosyal Fobi
Sıradan günlük durumlarda bunaltıcı bir kaygı duyma ve sıkılganlıkla belirli bir rahatsızlıktır. Sürekli başkaları tarafından gözlemlendikleri ve yargılandıkları korkusuyla yaşarlar ve davranışlarından dolayı utanç duyacaklarından yada aşağılanacaklarından korkarlar.
Bedensel belirtiler de eşlik eder, terleme, yüz kızarması, titreme, bulantı olabilir. Birileriyle birarada olmak rahatsızlık verebilir.
Kadın ve erkeklerde görülme sıklığı eşittir.
5.Özgül Fobiler
Bir tehlikesi olmayan ya da çok az tehlikesi olan nesne ya da durumlardan aşırı bir korku duymaktır. Kapalı yerler, yükseklik, asansörler, su, uçak, kan vs.
Kadınlarda erkeklerden iki kat sıklıkla görülür.
ANDROMEDA KOMPLEKSİ MİTİ
PSYKHIETRIA VE MYTHOS_K.DINCMEN
SAYFA 28
Diğer kızlar kendini beğenmiş Andromeda'yı Poseidon'un cezalandırmasını isterler. Gorgo adlı korkunç ejder taşlara bağlanmış kızı tam parçalayacakken gökten kanatlı Pegasus'uyla Perseus gelir, canavarı öldürür ve kızla evlenir.
SAYFA 28
Diğer kızlar kendini beğenmiş Andromeda'yı Poseidon'un cezalandırmasını isterler. Gorgo adlı korkunç ejder taşlara bağlanmış kızı tam parçalayacakken gökten kanatlı Pegasus'uyla Perseus gelir, canavarı öldürür ve kızla evlenir.
ANDROMEDA KOMPLEKSİ
PSYKHIETRIA VE MYTHOS_K.DINCMEN
SAYFA 27
Her genç kızın mutlaka evlenmek istemesi, her ilişkinin evlilikle bitmesini istemesidir. Genç kız, kendini bağlayan ve yaşamını kısıtlayan pekçok bağdan kurtulmayı evlilikte arar.
SAYFA 27
Her genç kızın mutlaka evlenmek istemesi, her ilişkinin evlilikle bitmesini istemesidir. Genç kız, kendini bağlayan ve yaşamını kısıtlayan pekçok bağdan kurtulmayı evlilikte arar.
ALIŞVERİŞ ÇILGINLIĞI
CUMHURİYET
8.8.1999
Alışveriş çılgınlığı, bir dış obje ile kendilerindeki güven eksikliğini ve yetersizliğini, doyumsuzluğunu telafi etme çabasıdır. Alışveriş çılgınlığı kışkırtılıyor. Bireyselliğe izin verilmeyen, bunu ifade etmesine izin verilmeyen insanlar daha çok bu nesnelere gereksinim duyuyor.
8.8.1999
Alışveriş çılgınlığı, bir dış obje ile kendilerindeki güven eksikliğini ve yetersizliğini, doyumsuzluğunu telafi etme çabasıdır. Alışveriş çılgınlığı kışkırtılıyor. Bireyselliğe izin verilmeyen, bunu ifade etmesine izin verilmeyen insanlar daha çok bu nesnelere gereksinim duyuyor.
AĞLAMAK
CUMHURİYET BİLİM TEKNİK
24.7.1999
İnsanlar en çok akşamları 19-22 arası ağlıyorlar. Bir ayda kadınlar 3.5 kez ağlarken, erkekler 1.1 kez ağlıyorlar. Ağlamak bir rahatlama da yaratmıyor aslında, duygusal bir film seyrettilen deneyde, ağlayanların aksine kendilerini daha melonkolik ve mutsuz hissettikleri ortaya çıktı. Saatler sonra da ağlamalar daha hazin bir hale dönmüştü.
24.7.1999
İnsanlar en çok akşamları 19-22 arası ağlıyorlar. Bir ayda kadınlar 3.5 kez ağlarken, erkekler 1.1 kez ağlıyorlar. Ağlamak bir rahatlama da yaratmıyor aslında, duygusal bir film seyrettilen deneyde, ağlayanların aksine kendilerini daha melonkolik ve mutsuz hissettikleri ortaya çıktı. Saatler sonra da ağlamalar daha hazin bir hale dönmüştü.
AĞLAMA, KADIN/ERKEK
HÜRRİYET TATİL
4.2.1998
Ortalama, kadınlar haftada 2,76 kez ağlarken, erkekler 1,06 kez ağlıyorlar.
4.2.1998
Ortalama, kadınlar haftada 2,76 kez ağlarken, erkekler 1,06 kez ağlıyorlar.
ADLER VE BİREYSEL PSİKOLOJİ
KİŞİLİK KURAMLARI_G.YANBASTI
SAYFA 72
Adler, tüm davranışlarımızın temeline aşağılık duygusunu koyar. Ancak aşağılık kompleksi hep olumsuz yönüyle tanıtıldığı için bunu kabullenemezler. Ayrıca Adler, benliği karar yeteneğine sahip, amaçlı bir sistem olarak tanımlar. Bunun yanında her kişi özgürdür. Psikanalize tam karşıt olarak insanın bilinçli olduğunu savunur.
SAYFA 72
Adler, tüm davranışlarımızın temeline aşağılık duygusunu koyar. Ancak aşağılık kompleksi hep olumsuz yönüyle tanıtıldığı için bunu kabullenemezler. Ayrıca Adler, benliği karar yeteneğine sahip, amaçlı bir sistem olarak tanımlar. Bunun yanında her kişi özgürdür. Psikanalize tam karşıt olarak insanın bilinçli olduğunu savunur.
AÇLIĞIN SEBEPLERİ
PSİKOLOJİYE GİRİŞ I_R.ATKINSON,E.HILGARD
SAYFA 403
LH,VMH beyin bölgeleri kan şekeri düzeyinden, mide duvarlarındaki kazıntıdan ve düşük beyin sıcaklığından etkilenir. Böylece açlık hissedilir. İlginç olan yanı ise kışın soğuktan dolayı beyin sıcaklığını artırmak için yaza oranla çok daha fazla besin tüketiriz.
SAYFA 403
LH,VMH beyin bölgeleri kan şekeri düzeyinden, mide duvarlarındaki kazıntıdan ve düşük beyin sıcaklığından etkilenir. Böylece açlık hissedilir. İlginç olan yanı ise kışın soğuktan dolayı beyin sıcaklığını artırmak için yaza oranla çok daha fazla besin tüketiriz.
Subscribe to:
Posts (Atom)
